Ve gelelim Pazartesi günü giremedigimiz Dolmabahçe sarayina. Sirf su ihtisamli girisin önünden geçmek bile insana ayri bir heyecan veriyor. Askerlerin asil durusunu gördükçe daha da bir gururlaniyor insan.






Ortaköy'e gidip'te kumpir yememenin pismanligi var içimde. Dert oldu. Benki patates manyagiyim. Nasil ugramam kumpircilere:o) Bir daha ki sefere insallah!!!!
Dolmabahçe sarayindan, Ortaköy'e, oradan Bogaz köprüsüne kadar yürüdük. Zaten günlerdir yürüyorduk, bu yürüme ayaklarima kara sular indirdi vallahi. Dayanamadim ilk firsatta bir yerlerde oturmak istiyordum. Daha fazla yürüyecek halim yoktu. Yolun karsisinda bir restoran/cafe var galiba oraya gidelim dedik. Gittik bir de ne görelim, polis eviymis orasi. Neyse dedik birseyler içer gideriz (benim bir adim bile atacak dermanim kalmamisti artik).
Oradan atladik otobüse taaa kabatasa, oradan tramvay'la Eminönü'ne. Tekrar bir otobüsle Eyüp'e gittik. Ters istikamette olmasina ragmen, iyiki gitmis görmüsüz. O gün Miraç kandiliydi, ve Eyüp Camii'nin oradaki ortam görülmeye degerdi... Ben Eyüp'ü çok sevdim!!
Eyüp'e asil gelme sebebimiz ne olabilirdi ki? Pierre Loti'de çayimizi yudumlarken rüyalar alemine dalmak...



(Otele her varisimizda, bugünü de sag salim atlattik diye sükrettik) ;-)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder