Güncel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Güncel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
5 Haziran 2013
31 Aralık 2010
14 Aralık 2009
hacılarımız döndü
30 Kasım 2009
kar taneleri

bugün ilk kar taneleri düşmeye başladı buralarda...
camdan dışarı bakınca pek te iç açıcı bir hava olduğu söylenemez!
her yer gri ve soğuk :(
bu gri günlere nasıl renk katılır, bunalmış ve yorgun bünyelere neler iyi gelebilir, onları düşündüm biraz:
bol bol meyve yemeli en C vitaminlisinden! :)
bol bol sıcak bitki çayları da iyi gelebilir! en mis kokulusundan ;)
sofralarda sıcacık ev yapımı çorbalar da yerini almalı tez zamanda!
ara sıra güzel bir film izlemeli - en romantik komedisinden:)
keyifli geçen tatil fotoğrafları arşivden çıkarılmalı:)
ya da arşivlenecek fotoğrafları düzenlemeli.
Ara sıra kestane yemeli...
yaptığım tahminlere göre bu soğuk günlerde vitamin eksikliği yorgunluğu daha da bir tetikliyor.
Dikkat etmeli!!
Bu arada her kar tanesinin birbirinden farklı olduğunu biliyor muydunuz?
Ara sıra kestane yemeli...
yaptığım tahminlere göre bu soğuk günlerde vitamin eksikliği yorgunluğu daha da bir tetikliyor.
Dikkat etmeli!!
Bu arada her kar tanesinin birbirinden farklı olduğunu biliyor muydunuz?
27 Kasım 2009
Nice SAĞLIK dolu Bayramlara
Y
Bacası tüten bir yuvanız varsa
Evinize ekmek giriyorsa
Elini öpeceğiniz büyükleriniz varsa
Bayramlaşacak eşiniz, dostunuz, akrabanız varsa
Sağlığınız sıhhatiniz yerindeyse
Uzaklarda olsanız bile kalpleriniz birse
Bunların 1 tanesi bile mevcutsa
Bayramlar güzeldir!!!
Y
7 Eylül 2009
Ramazan ayı bana "ev hanımı"lığı anlamında neler ögretti?
Çok şey değil aslında ama yine bir iki şey var hatırlamak istediğim.
Ben şimdilik olaya iftar daveti veren hatun kişisi gözünden bakarak en basitinden başlayayım.
Kırk yılda bir doğru dürüst yemek yapan ben, yaptım mı da fena yapmam hani, övünmek gibi olmasın. Gene yenilebilir cinsten olur pişirdiklerim. Acillik bir durum olmadı bugüne kadar çok şükür. Olabilirdi de. Çünkü bir çok doğaçlama yemek hazırlamışlığım vardır, "evde ne varsa karıştır, pişir, afiyetle ye" mantığı. Tariflere bağlı kalmadan. Bundaki tek problem, tabi güzel olmuşsa eğer, içine neyi ne kadar koyduğumu daha sonra hatırlayamamam oluyor. Pek öyle kenara yazma huyum yoktur. Pişirirken de mutlaka 40 kere tadına bakarım gidişatı kötü olan yemeyi kurtarmak adına, zaten ben o sırada doymuşumdur bile. Yemek te yarıya inmiştir - (2 kişilik yemekler için geçerli bu dediğim=)
Neyse efendim, sadede geleyim. Yukarıda anlattıklarım benim Ramazan ayı dışında, iki kişilik yemek yapma anlayışımdır. Misafir çağıracağım zamanlarda ise (ki bu genelde Ramazan'larda oluyor) harıl harıl yemek bloglarını gezerim, fikir sahibi olmaya çalışırım, beni bir telaş sarar, kalabalık olacaksak neyi ne kadar pişireceğime bir türlü karar veremem vs.
Başımı duvarlara vurmamak adına öğrendiklerimi not edeyim:
- Asla ve asla daha önce meyvesinin sebzesinin nasıl olduğunu bilmediğin yerden meyve sebze ya da başka bişey alma. Bu hataya bir daha düşme! Hangi marketin hangi ürününü iyi biliyorsan, onu al. Ha o zaman kötü çıkarsa bu şanssızlıktır. Diğeri ise ... neyse işte.
- Şu yemeklerin tuzunu kaşık gibi nesnelerle ölçerek koymayı öğren artık işin kolaylaşsın. Göz kararı, göz kararı bir yere kadar. Özellikle oruçluyken göz kararı falan olmuyor hanımm!! Nasıl bakacan onun tadına tuzuna iyi mi acep diye?!
- Daha önce denemediğin tariflerden uzak dur. Gerçi bu konuda henüz bir hataya düşmedin, aferin.
- Soğuk yenilebilen şeyleri bir gün önceden hazırla ki sonra eteklerin tutuşmasın, bazı tatlılar da buna dahildir.
- Davet vereceksen ne pişireceğine en az iki gün önceden karar vermekte fayda var, onu hepimiz biliyoruz, alış verişi ona göre ayarlayacağımızı da biliyoruz. Tabi bir tek bunu ayarlarken alınacaklar listesini akıla değil de kağıta yazmayı bilmiyoruz.
- Kanımca en önemli husus olan şeyle sonlandırayım öğrendiklerimi. Malum oruç tutarken gözümüz de aç oluyor. İnsanlık hali. Ekmeği özellikle bol alıyoruz ama çoğu kalıyor. Bu vesileyle bayatlayan, bayatlamaya yüz tutan ekmekleri değerlendirmek için Ekmek israfı adında bir blog olduğunu da öğrenmiş bulunmaktayım. Tüketemediğimiz bu ekmekleri mübarek Ramazanda, hele bir de açlığın ne olduğunu daha iyi anladığımız şu zamanda israf etmeden değerlendirelim. Şimdi ben bu blogu inceleyeceğim biraz. Bildiğiniz başka blog/sayfalar varsa paylaşırsanız sevinirim arkadaşlar.
Bugünlük kaçtım ben!
Not:
Altı üstü iki iftar daveti verdik yani, hepsi bu. Üstüne bir de ev hanımı ilan ettim ya kendimi, pes doğrusu! Sırf bundan bu kadar şey öğrenmişsem yine de bravo bana=) bunları 3 senelik evlilik hayatımda anca öğrendiğim için ise utanıyorum:P
30 Nisan 2009
zevk meselesi:)
Şu bir iki gün içinde kitaptır, filmdir bir şeyler yazmaya çalıştım ve gördümki herkesin düşünceleri farklı. Kimin neyi sevdiğini, sevmediğini görmek hoşuma gitti doğrusu. Bu yüzden izlediğim filmlerden bahsetmeye devam edeceğim bir süre, suyunu çıkarmamak için özen göstereceğim, söz;)
Fikir alış verişinin bu kadar güzel olabileceğini blog yazmaya başladıktan sonra daha iyi anladım. Bu yüzden fikirlerini yazan arkadaşlara kocamanından bir TEŞEKKÜR etmek geldi içimden. İş yerinden yükleyebilsem, size mis kokulu güller armağan etmek isterdim resim aracılığıyla, siz pembiş pembiş güller olduğunu varsayın, şimdilik idare ediverin:)
Bugün Perşembe, bu haftanın son iş günü. Bu yüzden hücrelerimin her birinde pozitif enerjiyi hissedebiliyorum:)
Fikir alış verişinin bu kadar güzel olabileceğini blog yazmaya başladıktan sonra daha iyi anladım. Bu yüzden fikirlerini yazan arkadaşlara kocamanından bir TEŞEKKÜR etmek geldi içimden. İş yerinden yükleyebilsem, size mis kokulu güller armağan etmek isterdim resim aracılığıyla, siz pembiş pembiş güller olduğunu varsayın, şimdilik idare ediverin:)
Bugün Perşembe, bu haftanın son iş günü. Bu yüzden hücrelerimin her birinde pozitif enerjiyi hissedebiliyorum:)
* * * Başka bir konu * * *
Şu günlerde radyolarda, televizyonlarda, gazetelerde aynı şeyi duymaktan bıkkınlık geldi. İnsanları paranoyak yapma yolunda başarılı adımlarla ilerliyorlar. Ne demek istediğimi anlamışsınızdır, şu grip mevzusu. Krizin üstüne tuz biber oldu. Kasti yapılmadığına dair şüphelerim var ya neyse. Bu sabah radyoda duyduğuma göre Meksika'dan gelen bir vatandaşı bize yakın sayılan bir hastaneye almışlar ve tahliller temiz çıkmış. Adamı eve göndermişler. Bir kaç saat sonra fenalaşınca tekrar hastaneye gitmiş ve yanlış teşhis konulduğu ortaya çıkmış(!!!) Adam meğerse bu yeni çıkan virüsün taşıyıcısıymış! Söyleyecek söz bulamıyorum! O yanlış teşhis koyan doktorlara, laborantlara, bilmem nelere bir iki çift lafım var ama hadi içimde kalsın. Pandemi pandemi diye ödünüz ağzınızda madem daha dikkatli olun dimi.
Hepinize sağlık dolu güzel günler diliyorum!!!
Hepinize sağlık dolu güzel günler diliyorum!!!
23 Nisan 2009
Mutlu çocuklar
Bugün 23 Nisan ya, çocukların en mutlu olması gereken gün. Umarım büyüklerin dünyasına adım atmadan önce, çocukluklarını doyasıya yaşayarak mutlu olur geleceğimizin evlatları.
~ ~ ~
~ ~ ~
Az önce okuduğum bir yazı Bugün'e nasıl da hitab ediyor. Yapılan bir araştırmaya göre en mutlu çocuklar Hollanda'da yaşıyormuş. Hazır Hollanda'ya gidip gelmişken, oranın insanlarını gözlemleyebilmişken ve bugün 23 Nisan olmuşken, keşke yeryüzündeki bütün çocuklar Hollandalı çocuklar kadar şanslı olsa diye geçirdim içimden. 29 ülkenin hiç değilse 29. sunun bile Türkiye olmaması içimi burktu (şaşılacak bir durum olmadığını bilsem de, içimden yinede bir "keşke" diye geçirdim):
Avrupa’da yapılan bir araştırma, en mutlu çocukların Hollanda’da yaşadığını gösterdi.
İngiltere’deki York Üniversitesinin 29 Avrupa ülkesinde çocuk ölümleri, obezite ve yoksulluk gibi 43 kriteri göz önüne alarak yaptığı araştırmanın sonucuna göre, Avrupa’nın en mutlu çocukları Hollanda’da yaşıyor.
Araştırmada, 19 yaşın altındakileri kapsarken, Hollanda tüm kategorilerden en yüksek puanı aldı.
Hollanda’yı, kazalarda çocuk ölümlerinin az görüldüğü, gençlerde alkol, sigara kullanımı ve erken cinsel ilişki gibi riskli davranışların daha seyrek olduğu İskandinav ülkeleri izledi.
"Çocukların mutluluk seviyesine" göre ülkelerin listesi şöyle:
Avrupa’da yapılan bir araştırma, en mutlu çocukların Hollanda’da yaşadığını gösterdi.
İngiltere’deki York Üniversitesinin 29 Avrupa ülkesinde çocuk ölümleri, obezite ve yoksulluk gibi 43 kriteri göz önüne alarak yaptığı araştırmanın sonucuna göre, Avrupa’nın en mutlu çocukları Hollanda’da yaşıyor.
Araştırmada, 19 yaşın altındakileri kapsarken, Hollanda tüm kategorilerden en yüksek puanı aldı.
Hollanda’yı, kazalarda çocuk ölümlerinin az görüldüğü, gençlerde alkol, sigara kullanımı ve erken cinsel ilişki gibi riskli davranışların daha seyrek olduğu İskandinav ülkeleri izledi.
"Çocukların mutluluk seviyesine" göre ülkelerin listesi şöyle:
1 - Hollanda
2 - İsveç
3 - Norveç
4 - İzlanda
5 - Finlandiya
6 - Danimarka
7 - Slovenya
8 - Almanya
9 - İrlanda
10 - Lüksemburg
11 - Avusturya
12 - Kıbrıs Rum kesimi
13 - İspanya
14 - Belçika
15 - Fransa
16 - Çek Cumhuriyeti
17 - Slovakya
18 - Estonya
19 - İtalya
20 - Polonya
21 - Portekiz
22 - Macaristan
23 - Yunanistan
24 - İngiltere
25 - Romanya
26 - Bulgaristan
27 - Letonya
28 - Litvanya
29 - Malta
2 - İsveç
3 - Norveç
4 - İzlanda
5 - Finlandiya
6 - Danimarka
7 - Slovenya
8 - Almanya
9 - İrlanda
10 - Lüksemburg
11 - Avusturya
12 - Kıbrıs Rum kesimi
13 - İspanya
14 - Belçika
15 - Fransa
16 - Çek Cumhuriyeti
17 - Slovakya
18 - Estonya
19 - İtalya
20 - Polonya
21 - Portekiz
22 - Macaristan
23 - Yunanistan
24 - İngiltere
25 - Romanya
26 - Bulgaristan
27 - Letonya
28 - Litvanya
29 - Malta
Kaynak: RealAge
12 Şubat 2009
7 ile sınırlı kalamaz
Sevgili Arkadaşım L@L in-out beni bu ödüle layık görmüş. Çok teşekkür ederim canım benim! Bilesinki ben de seni severek, beğenerek takip ediyorum ve
I LOVE YOUR BLOG TOO!!!
Sağ tarafta görüldüğü üzere tıklamadan geçemediğim bloglar var. Şimdi ben bunları beğenmişim sıralamışım oraya. Arasından nasıl 7 tane seçip sıralayayım? vicdan azabı çekerim mazallah! Bir de kuralları varmış:
1. Seni ödüllendiren blog yazarının linkini vermek (ohoo verdim bile)
2. Bu ödülü başka 7 blog sahibine linklerini vererek göndermek (işte buna nanik yaparım)
3. Seçilen blog yazarlarını durumdan haberdar etmek (hay hay!!)
"Gülüm" kelimesini çok seven, samimiyeti ve içtenliğiyle:
Yeniden Doğmak
Adım adım hayatını anlatan üstelik azmine hayran olduğum:
Ferulago
Kocaman yüreğinde herkes için ayrı ayrı bir yeri olan:
MoonSun
Tatlılığı ve şirinliğiyle sempati duyduğum, neşe dolu yazılarıyla:
Pammuk
Kurabiyesi ve Göbüşüyle insanı hayata dair gülümsetmesiyle:
Meripoint
Kendisi soğuk yerde ama kalbi sımsıcak olan:
Haydins
Hiç te bilinçiz karalamayan, taktir ettiğim:
T.U.B.A
Reggae bile yapabilmesinden:o) hoşlandığım çeşitli ilgi alanlarına sahip:
Burcu SezeR
Hem asabi hem tatlı olabilmesini sevdiğim, engin bilgisine hayran olduğum:
Çilekli Süt
Onu gizemli kılan sessizliğini ve ummadığım anda görünmesiyle sevdiğim:
Zamandan Sızan
Moda ile ilgili nerede ne var denilince akan suları durduran:
Salıncakta iki kişi
Bir çok biri gibi benim de sık sık gözetlediğim:
Üfürükten Prenses
Fotoğraflarında görünenden daha fazlasını anlatabilen, insanı içine çeken masalsı bir yer:
Zeynep’in yeri
Her daim canımın çilekli pasta çekmesine sebebiyet veren Paris hayranı ve yabancı dil öğrenme merakıyla tanıdığım:
Çilekli Pasta
"Sakız"ına ve iç sesiyle olan diyaloglarına bayıldığım:
R & A
İstanbul'a olan hayranlığımdan dolayı daha fazla yazmasını dilediğim:
İstannbull
Gittiği gördüğü yerleri arşivleyip bende de gidip görme hissi uyandıran:
Gezzginn
Yine gezmeyi seven bir blog sahibi daha. Gördüğü yerleri harika anlatımı ve sunumyla beğenrek takip ediyorum:
A CUP OF COFFEIN
Hepinize sevgi dolu güzel bir gün diliyorum!!!!
I LOVE YOUR BLOG TOO!!!
Sağ tarafta görüldüğü üzere tıklamadan geçemediğim bloglar var. Şimdi ben bunları beğenmişim sıralamışım oraya. Arasından nasıl 7 tane seçip sıralayayım? vicdan azabı çekerim mazallah! Bir de kuralları varmış:
1. Seni ödüllendiren blog yazarının linkini vermek (ohoo verdim bile)
2. Bu ödülü başka 7 blog sahibine linklerini vererek göndermek (işte buna nanik yaparım)
3. Seçilen blog yazarlarını durumdan haberdar etmek (hay hay!!)
"Gülüm" kelimesini çok seven, samimiyeti ve içtenliğiyle:
Yeniden Doğmak
Adım adım hayatını anlatan üstelik azmine hayran olduğum:
Ferulago
Kocaman yüreğinde herkes için ayrı ayrı bir yeri olan:
MoonSun
Tatlılığı ve şirinliğiyle sempati duyduğum, neşe dolu yazılarıyla:
Pammuk
Kurabiyesi ve Göbüşüyle insanı hayata dair gülümsetmesiyle:
Meripoint
Kendisi soğuk yerde ama kalbi sımsıcak olan:
Haydins
Hiç te bilinçiz karalamayan, taktir ettiğim:
T.U.B.A
Reggae bile yapabilmesinden:o) hoşlandığım çeşitli ilgi alanlarına sahip:
Burcu SezeR
Hem asabi hem tatlı olabilmesini sevdiğim, engin bilgisine hayran olduğum:
Çilekli Süt
Onu gizemli kılan sessizliğini ve ummadığım anda görünmesiyle sevdiğim:
Zamandan Sızan
Moda ile ilgili nerede ne var denilince akan suları durduran:
Salıncakta iki kişi
Bir çok biri gibi benim de sık sık gözetlediğim:
Üfürükten Prenses
Fotoğraflarında görünenden daha fazlasını anlatabilen, insanı içine çeken masalsı bir yer:
Zeynep’in yeri
Her daim canımın çilekli pasta çekmesine sebebiyet veren Paris hayranı ve yabancı dil öğrenme merakıyla tanıdığım:
Çilekli Pasta
"Sakız"ına ve iç sesiyle olan diyaloglarına bayıldığım:
R & A
İstanbul'a olan hayranlığımdan dolayı daha fazla yazmasını dilediğim:
İstannbull
Gittiği gördüğü yerleri arşivleyip bende de gidip görme hissi uyandıran:
Gezzginn
Yine gezmeyi seven bir blog sahibi daha. Gördüğü yerleri harika anlatımı ve sunumyla beğenrek takip ediyorum:
A CUP OF COFFEIN
Hepinize sevgi dolu güzel bir gün diliyorum!!!!
7 Ocak 2009
İnsanoğluna örnek
İnsan, yeryüzündeki en akıllı (akıllı derken düşünebilen) canlı... Ben bundan şüphe duyuyorum. Şu hayvancıklar kadar olamadık ya ona yanıyorum. Mecbur kalmadıkça öldürmüyorlar, arkadaşlığı dostluğu yeğliyorlar. Farklı olsalar da birbirlerini kabulleniyorlar. Farklı olsalar bile...(!)Ya biz? Şu üç günlük dünyaya bir biz sığamıyoruz, birbirimize sataşmadan duramıyoruz. Barış, sevgi, saygı kavramlarını yok etmeye çalışıyoruz. Yazıklar olsun bize.
Para, servet, güç, dünyaya hakimiyet. Bu mudur tek amaç? Bu mu senin hırsın? İnsanım diye geçinen yaratık? Hiç birşey yaptığınla kalmayacak, elbet bir gün cezanı çekeceksin. Ya bugün, ya yarın. Hiç mi aklına gelmez ey insanı insanlığından utandıran beyinsiz, senin de bir gün uyanamayacağın günün geleceği?
5 Ocak 2009
sıfır dokuz

2009 veya kısaca 09.
dokuz.
Severiz biz bu sayıyı. Yani o seviyor. Umarım bu sayı bu yıl uğur getirir ona;-)
Yeni yıl, alt tarafı yeni bir tarih. Ben kahve içerken girdim yeni tarihe. Evet yine kahve. Ne o beni ne de ben onu bırakamıyoruz birbirimizi. Seviyoruz işte.
O gece oturarak sabahladım. Çok güzel oturdum gerçekten. Yatmak istedim ama oturdum. Saatlerce. Sadece oturdum.
Arada sohbet ettik.
Herkes tatildeydi, herkes bir aradaydı. Ben ayıp olmasın diye oturdum. Herkesin tatil olduğu tek zaman bu zamanlar oluyor. Bu herkesin bir arada olabildiği tek zaman dilimi Noel ve yeni yıl arası.
Hiç huyum değildir yeni yıl planları yapmak. Çünkü plan yaparsın yaparsın ve yaptığınla kalırsın. Uygulama asla olmaz.
Spor'a başlarsın devamı gelmez, rejime başlarsın her zamankinden daha çok kilo alırsın, tertipli düzenli olucam dersin bu en fazla iki hafta sürer. Sabahları erken kalkıcam dersin fakat Ocak ayının birinde akşam 6'dan önce kalkmazsın. Amaaan. 7'de neydiysem 70'imde de o olucam galiba. Canım sağolsun.
Ama yine de aklımdan geçiririm ne nasıl olsa daha güzel olur diye, ama kendim için değil:
Sevdiklerime onları ne kadar çok sevdiğimi daha sık hatırlatmak,
Sevdiklerimin her zamankinden daha sağlıklı olması,
Mutlulukların daim olması,
Kırgınlıkların olmaması,
Dillerden bal misali akan sözlerin daha sık kullanılması,
Gözlerden sadece sevinç gözyaşlarının akması,
Yeryüzünde sağlıklı bebeklerin doğması,
Mutlu aile sayısının artması,
Bütün çocukların okula gidebilmesi,
Herkesin başını sokabileceği sıcak bir yuvasının, sofrada sıcak bir yemeğinin olması,
Kadir kıymet bilenlerin artması,
Saygı sevgi göstermenin değerini bilmek,
Yüzlerde her daim bir tebessümün olabilmesi,
Amansız hastalıklara çare bulunması,
Şikayetlerin azalması,
Memnun olmayı öğrenmek,
Sevmek, daha çok sevmek ve yine sevmek,
Herşeyin önce kendinde başladğını bilmek,
Olumsuz düşüncelere göğüs gerebilmek,
...
Saymakla bitiremeyeceğim onca şey. Çoğu ütopik olsa da, tüm kalbimle istediğim şeyler bunlar. Ve bu dileklerimde yalnız olmadığımı biliyorum.
29 Aralık 2008
Biraz mola
11 Aralık 2008
Çok sevdim, lütfen devam etsin!!!
Ben normal şartlarda dizi takip eden, edebilen birisi değilim. "Ah birazdan dizim başlicak" çayımı demliyim, çekirdeğimi alayım oturup bir güzel dizi keyfi yapayım triplerine giremiyorum. Keyif aldığım dizi sayısı yok denilecek kadar az. Hatta yok. Yapmacık zengin aile, süslü püslü boyalı hatunlar, bazısı fakir olur fakat aynı elbiseyi iki defa üst üste giymez... yok mafyasıdır, polisidir, doktorudur, aşiretidir bilmem nesidir bana itici geliyor.Bazen olur çok sevdiğim bir dizi yayına başlar, beğenmişimdir, bağrıma basmışımdır ama gözü kör olası zaman herşeye yetmiyordur, keyif yapmama da böylelikle fırsat vermiyordur... Ya da dizi olağanüstü ratingler kırmadığı için yayından kaldırılıyordur. Böyle bir kısır döngü söz konusu yani.
Her diziyi takip edemem ben. Karakterler, oyuncular ve senaryo çok samimi gelmesi lazım bana. Gerçekçi olması lazım. Beni memleketimin sıcak insanlarıyla buluşturması lazım. Ama abartıya kaçmaması lazım.
Ben bu samimiyeti Canım Ailem dizisinde rol alan usta oyuncu Uğur Yücel (Samim), işte ben buyum diyen Şebnem Bozoklu (Meliha) ve tabiki tabiki kiiiim...? Bende uzun zamandır çok yakın bir dostummuş hissi uyandıran Ezgi Mola (Feride) da gördüm!!! Ve senaristten tek ricam, lütfen konuyu dandirikleştirmeyin! Çorba gibi bulandırmayın. Bu kadar güzel oyuncuları bir araya toplamışken, ele fırsat geçmişken, herkes sıcak bir aile dizisi arayışı içerisindeyken oturun güzel güzel senaryolar hazırlayın. Beni deli etmeyin, kafamın tasını attırmayın. Ben Meliha ablama bayıldım, beni onun repliklerinden mahrum etmeyin. Feride zaten benim yakın dostum gibidir, beni ondan uzak tutmayın. Adam gibi birşeyler yapın senaryo sorununuz olursa beni arayın... (Bu açık mektup gibi oldu, bu kadar yazmışken atv'ye de bir mail atayım tam olsun) .
İşte böyle, bazen kendimi kaptırıveriyorum. Ne olmuş ki haftanın bir günü de ben mutlu mutlu, keyif yapa yapa bir tanecik dizi izlesem?6 Aralık 2008
Bayram sevinci ve güzel bir hikaye
Vaktiyle birbirini çok seven iki kardeş varmış.
Büyüğü Halil.
Küçüğü ise İbrahim...
Halil, evli çocuklu.
İbrahim ise bekârmış...
Ortak bir tarlaları varmış iki kardeşin...
Ne mahsul çıkarsa, iki pay ederlermiş.
Bununla geçinip giderlermiş...
Bir yıl, yine harman yapmışlar buğdayı.
İkiye ayırmışlar.
İş kalmış taşımaya.
Halil, bir teklif yapmış:
İbrahim kardeşim; Ben gidip çuvalları getireyim. Sen buğdayı bekle.
Peki, abi demiş İbrahim...
Ve Halil gitmiş çuval getirmeye... .
O gidince, düşünmüş İbrahim:
Abim evli, çocuklu. Daha çok buğday lazım onun evine
Böyle demiş ve
Kendi payından bir miktar atmış onunkine...
Az sonra Halil çıkagelmiş.
Haydi İbrahim. Demiş, önce sen doldur da taşı ambara.
Peki abi.
İbrahim, kendi yığınından bir çuval doldurup düşer yola.
O gidince, Halil düşünür bu defa:
Der ki:
Çok şükür, ben evliyim, kurulu bir düzenim de var.
Ama kardeşim bekâr.
O daha çalışıp, para biriktirecek. Ev kurup evlenecek.
Böyle düşünerek,
Kendi payından atar onunkine birkaç kürek.
Velhasıl, biri gittiğinde, öbürü, kendi payından atar onunkine.
Bu, böyle sürüp gider.
Ama birbirlerinden habersizdirler.
Nihayet akşam olur.
Karanlık basar.
Görürler ki, bitmiyor buğdaylar.
Hatta azalmıyor bile.
Hak teala bu hali çok beğenir.
Buğdaylarına bir bereket verir, bir bereket verir ki...
Günlerce taşır iki kardeş, bitiremezler.
Şaşarlar bu işe...
Aksine çoğalır buğdayları.
Dolar taşar ambarları.
Bugün ‘Bereket' denilince, bu kardeşler akla gelir.
Bu bereketin adı: Halil İbrahim bereketidir.
EVİNİZE VE HAYATINIZA HALİL İBRAHİM BEREKETİ ve MUTLU BAYRAMLAR DİLERİM.
Büyüğü Halil.
Küçüğü ise İbrahim...
Halil, evli çocuklu.
İbrahim ise bekârmış...
Ortak bir tarlaları varmış iki kardeşin...
Ne mahsul çıkarsa, iki pay ederlermiş.
Bununla geçinip giderlermiş...
Bir yıl, yine harman yapmışlar buğdayı.
İkiye ayırmışlar.
İş kalmış taşımaya.
Halil, bir teklif yapmış:
İbrahim kardeşim; Ben gidip çuvalları getireyim. Sen buğdayı bekle.
Peki, abi demiş İbrahim...
Ve Halil gitmiş çuval getirmeye... .
O gidince, düşünmüş İbrahim:
Abim evli, çocuklu. Daha çok buğday lazım onun evine
Böyle demiş ve
Kendi payından bir miktar atmış onunkine...
Az sonra Halil çıkagelmiş.
Haydi İbrahim. Demiş, önce sen doldur da taşı ambara.
Peki abi.
İbrahim, kendi yığınından bir çuval doldurup düşer yola.
O gidince, Halil düşünür bu defa:
Der ki:
Çok şükür, ben evliyim, kurulu bir düzenim de var.
Ama kardeşim bekâr.
O daha çalışıp, para biriktirecek. Ev kurup evlenecek.
Böyle düşünerek,
Kendi payından atar onunkine birkaç kürek.
Velhasıl, biri gittiğinde, öbürü, kendi payından atar onunkine.
Bu, böyle sürüp gider.
Ama birbirlerinden habersizdirler.
Nihayet akşam olur.
Karanlık basar.
Görürler ki, bitmiyor buğdaylar.
Hatta azalmıyor bile.
Hak teala bu hali çok beğenir.
Buğdaylarına bir bereket verir, bir bereket verir ki...
Günlerce taşır iki kardeş, bitiremezler.
Şaşarlar bu işe...
Aksine çoğalır buğdayları.
Dolar taşar ambarları.
Bugün ‘Bereket' denilince, bu kardeşler akla gelir.
Bu bereketin adı: Halil İbrahim bereketidir.
EVİNİZE VE HAYATINIZA HALİL İBRAHİM BEREKETİ ve MUTLU BAYRAMLAR DİLERİM.
18 Kasım 2008
Gözümüzü yummayalım

Bir kaç arkadaşın Blog sayfasında bu link'le karşılaştım.
Çocuk istismarı kavramını duyunca bile tüylerim ürperiyor, gözlerim doluyor. Çocuklar ki dünyanın en saf, en temiz varlıkları ve onlara kötü bir dünya sunmaya hakkımız yok.
Çocuklarımızı her türlü pislikten korumak için,
Güzel bir gelecek sağlamak için,
İnsanlardan korkmamaları için,
Adaladetin yerini bulması için lütfen siz de katılın ve sizler de bu linki paylaşın!
Kampanya Anneçocuk
Çocuk istismarı kavramını duyunca bile tüylerim ürperiyor, gözlerim doluyor. Çocuklar ki dünyanın en saf, en temiz varlıkları ve onlara kötü bir dünya sunmaya hakkımız yok.
Çocuklarımızı her türlü pislikten korumak için,
Güzel bir gelecek sağlamak için,
İnsanlardan korkmamaları için,
Adaladetin yerini bulması için lütfen siz de katılın ve sizler de bu linki paylaşın!
Kampanya Anneçocuk
10 Kasım 2008
Yerin dolmayacak...
"Beni görmek demek
benim yüzümü görmek
demek değildir.
Benim düşüncelerimi,
benim fikirlerimi
anlıyorsanız
bu kafidir."
K. Atatürk
benim yüzümü görmek
demek değildir.
Benim düşüncelerimi,
benim fikirlerimi
anlıyorsanız
bu kafidir."
K. Atatürk
7 Kasım 2008
Artık türkçe karakterli
Bloguma bugünden itibaren türkçe alfabemizin güzel harfleriyle yazıcam, yazmaya çalışıcam. Çok zor oluyor emek istiyor vallahi, ama başarıcam! Geç bile kaldım aslında, niye daha önce aklıma gelmediyse. Üşendim heralde. İsviçre'de doğmuş büyümüş, eğitimini almış, yaşayan biri olarak, anadilimi elimden geldiği kadar düzgün kullanma çabalarındayım, aynı çabayı blogum için de göstermek istiyorum. En azından türkçe karakterlerle yazabilirim dimi? Buna alışmam inşallah uzun sürmez. Yıllarca yer değiştirmeden duran harflerin yerleri değişiverdi. On parmak sistemiyle tıkır tıkır yazarken klavyeyle ilk kez tanışmış gibi oldum. Türkçe harfleri minik kağıt parçalarına yazarak iş yerimdeki klavyeme yapıştırdım:
Z'nin yerine Y geldi
Y'nin yerine Z geldi
İ'nin yerine I geldi
Ü => Ğ
! => Ü
Ö => Ş
, => Ö
. => Ç
- => .
Ctrl + Alt + Q => @
ve bir kaç tuş daha...
Birşeyi 5 dakikada yazıyorduysam, şimdi 15 dakikada yazıyorum. Ama olsun, ı'nın, ş'nin, ğ'nin gelmesi çok iyi oldu. Hani mesela sıkıldım kelimesini yazmak çok utanç verici oluyordu benim için. O kelimeyi sık kullanmamak için çok uğraştım:-)))
Neyse kısa keseyim: güzel TÜRKÇEM hoŞgeldin!!!!
(kategori kısmındaki harfleri de değiştirmeliyim)
Z'nin yerine Y geldi
Y'nin yerine Z geldi
İ'nin yerine I geldi
Ü => Ğ
! => Ü
Ö => Ş
, => Ö
. => Ç
- => .
Ctrl + Alt + Q => @
ve bir kaç tuş daha...
Birşeyi 5 dakikada yazıyorduysam, şimdi 15 dakikada yazıyorum. Ama olsun, ı'nın, ş'nin, ğ'nin gelmesi çok iyi oldu. Hani mesela sıkıldım kelimesini yazmak çok utanç verici oluyordu benim için. O kelimeyi sık kullanmamak için çok uğraştım:-)))
Neyse kısa keseyim: güzel TÜRKÇEM hoŞgeldin!!!!
(kategori kısmındaki harfleri de değiştirmeliyim)
30 Ekim 2008
24’e dair - Hayat'la sohbet
Zaman gelir, zaman geçer
Hayat başlar, hayat biter
Sevmişse insan bir kere
Ne aşk ne de sevgi biter
Tam tamına 24 yıl bitmiş. Nasıl oldu anlamadım. Ben ne zaman 20 li yaşlara girmiştim sahi? Amaaan ne farkeder canım, ha 20, ha 24. Valla o yaşta ne idiysem bu yaşta da o’yum. Değişen tek şey, beyin hücrelerime bir kaç fazladan anı eklenmiş olması:-) Yoksa tipim, enim, boyum aynı yani.
Hayat!? Bu yıl bana ne gibi hediyelerin var?
Herkese olduğu gibi bana da hediyeler verdin. Bazen çok, bazen az. Hiç hediye vermediğin yıl olmadı sanırım. Doğduğum an en güzel anne ve babayı, 4 yıl sonra ilk kardeşimi vermiştin. Bundan daha güzel hediye mi olur! Daha sonra okul, öğretmenler, arkadaşlar, yeni mekanlar - derken yine yeni öğretmenler, yeni arkadaşlar... ve 11 yaşımda bir melek daha yollamıştın bana kardeş olarak:-)
Büyüklü küçüklü mutluluklar, başarı ve başarısızlıklar, saymakla bitmeyen onca ayrıntı. Bir taraftan kaybettirirken, diğer taraftan fazlasını kazandırdın. Bir yıl geldi, iş verdin, başka bir yıl eş verdin, sonrasında bir sürü güzellik. Bir sürü güzel insanla dostluk, kardeşlik, arkadaşlık.
Her yıl verdiğin en güzel hediye ise sağlık. Bunun için ayrıyeten teşekkürlerimi sunarım!!
Peki söyle bakalım Hayat! Bu yıl bana ne gibi hediyelerin var? – Bir kaç beyaz saç teli haricinde:-)
Bana iyi dileklerde bulunan bulunmayan, hatırlayan hatırlamayan herkese TEŞEKKÜRLER!!!
Hayat başlar, hayat biter
Sevmişse insan bir kere
Ne aşk ne de sevgi biter
Tam tamına 24 yıl bitmiş. Nasıl oldu anlamadım. Ben ne zaman 20 li yaşlara girmiştim sahi? Amaaan ne farkeder canım, ha 20, ha 24. Valla o yaşta ne idiysem bu yaşta da o’yum. Değişen tek şey, beyin hücrelerime bir kaç fazladan anı eklenmiş olması:-) Yoksa tipim, enim, boyum aynı yani.
Hayat!? Bu yıl bana ne gibi hediyelerin var?
Herkese olduğu gibi bana da hediyeler verdin. Bazen çok, bazen az. Hiç hediye vermediğin yıl olmadı sanırım. Doğduğum an en güzel anne ve babayı, 4 yıl sonra ilk kardeşimi vermiştin. Bundan daha güzel hediye mi olur! Daha sonra okul, öğretmenler, arkadaşlar, yeni mekanlar - derken yine yeni öğretmenler, yeni arkadaşlar... ve 11 yaşımda bir melek daha yollamıştın bana kardeş olarak:-)
Büyüklü küçüklü mutluluklar, başarı ve başarısızlıklar, saymakla bitmeyen onca ayrıntı. Bir taraftan kaybettirirken, diğer taraftan fazlasını kazandırdın. Bir yıl geldi, iş verdin, başka bir yıl eş verdin, sonrasında bir sürü güzellik. Bir sürü güzel insanla dostluk, kardeşlik, arkadaşlık.
Her yıl verdiğin en güzel hediye ise sağlık. Bunun için ayrıyeten teşekkürlerimi sunarım!!
Peki söyle bakalım Hayat! Bu yıl bana ne gibi hediyelerin var? – Bir kaç beyaz saç teli haricinde:-)
Bana iyi dileklerde bulunan bulunmayan, hatırlayan hatırlamayan herkese TEŞEKKÜRLER!!!
29 Ekim 2008
AN'LIK ESiNTi
Öncelikle Türkiye sinirlari içerisinde bulunan Blogcu arkadaslarimin, Blog takipçilerinin gözleri aydin olsun diyorum.
Uzaklari yakin yapan, dünyaya kapilari açan su internet'in gözü kör olsun. Iyi islere vesile oldugu gibi insani çileden çikaran islere de vesile oluyor malesef. Bazi kendini bilmez insanlar internet'i ve internet'in sundugu olanaklari nasil kullanmasi gerektigini bilmediginden, bir sürü kisiyi de cezalandirilmaya mahkum ediyor sagolsunlar. Allah onlari basimizdan eksik etmesin. Gerçekten. Cünkü bu kisiler sayesinde yasalar tekrar gözden geçiriliyor, irdeleniyor, varsa yasa bosluklari bi zahmet dolduruluyor. Doldurulsun bakalim. Allah o yasalari da uygulamayi nasip etsin.
Bu düsüncelerimi sadece Blogspot'un kapatilmasiyla ilgili olarak yazmiyorum. Genel anlamda deginiyorum bu konuya, öylesine iste, anlik esinti.
Mesela çogu kullanici merak ettigi bir konu üzerinde bilgi edinmek için ugrar bu sanal ortama. Kimileri de su fani dünyada bir türlü sosyallesememistir ve kendine arkadaslar arar, bulur ve bu defa evinin kapilarini dis dünyaya tamamen kapatir. Aman kapatirsa kapatsindir, zaten sosyal degilmistir. Ve bir çok kardesimiz var ki bu sanal ortamdan bir sürü sarki, film indirir ve böylelikle kendini dünyanin en kurnaz insani ilan eder. Orjinalleri nede olsa çok para dimi yani. Film olsun müzik olsun. Farketmez. Begenmeyiz kolay kolay ve çok sert elestiririz "abi su memlekette kaliteli bir sey üretseler sasarim zaten" deriz. Kaliteli birsey üretilemez zaten, hem ne geregi var ki sen nasilsa net'ten kalitesiz olanini tercih ediyorsun.
Ben neler söylüyorum ya... konu nereye uzamis böyle? Toparlamak istiyorum müsadenizle:
Ben aslinda TÜRKiYE CUMHURiYETi'NiN 85. YILI memleketimize, milletimize, gelecegimiz adina KUTLU OLSUN demek istiyordum.
Uzaklari yakin yapan, dünyaya kapilari açan su internet'in gözü kör olsun. Iyi islere vesile oldugu gibi insani çileden çikaran islere de vesile oluyor malesef. Bazi kendini bilmez insanlar internet'i ve internet'in sundugu olanaklari nasil kullanmasi gerektigini bilmediginden, bir sürü kisiyi de cezalandirilmaya mahkum ediyor sagolsunlar. Allah onlari basimizdan eksik etmesin. Gerçekten. Cünkü bu kisiler sayesinde yasalar tekrar gözden geçiriliyor, irdeleniyor, varsa yasa bosluklari bi zahmet dolduruluyor. Doldurulsun bakalim. Allah o yasalari da uygulamayi nasip etsin.
Bu düsüncelerimi sadece Blogspot'un kapatilmasiyla ilgili olarak yazmiyorum. Genel anlamda deginiyorum bu konuya, öylesine iste, anlik esinti.
Mesela çogu kullanici merak ettigi bir konu üzerinde bilgi edinmek için ugrar bu sanal ortama. Kimileri de su fani dünyada bir türlü sosyallesememistir ve kendine arkadaslar arar, bulur ve bu defa evinin kapilarini dis dünyaya tamamen kapatir. Aman kapatirsa kapatsindir, zaten sosyal degilmistir. Ve bir çok kardesimiz var ki bu sanal ortamdan bir sürü sarki, film indirir ve böylelikle kendini dünyanin en kurnaz insani ilan eder. Orjinalleri nede olsa çok para dimi yani. Film olsun müzik olsun. Farketmez. Begenmeyiz kolay kolay ve çok sert elestiririz "abi su memlekette kaliteli bir sey üretseler sasarim zaten" deriz. Kaliteli birsey üretilemez zaten, hem ne geregi var ki sen nasilsa net'ten kalitesiz olanini tercih ediyorsun.
Ben neler söylüyorum ya... konu nereye uzamis böyle? Toparlamak istiyorum müsadenizle:
Ben aslinda TÜRKiYE CUMHURiYETi'NiN 85. YILI memleketimize, milletimize, gelecegimiz adina KUTLU OLSUN demek istiyordum.
28 Ekim 2008
Blogspot'un kapatilmasi
Bu konuyla ilgili fazla yorum yapmayacagim fakat üzücü bir durum oldugu gerçegini de vurgulamadan geçemeyecegim.
Konuyla ilgili yaziya buradan ulasabilirsiniz. Blog'uma dokunma kampanyasi için "okuyucu" olarak ta imza toplamak mümkün:
>Bloguma dokunma
Konuyla ilgili yaziya buradan ulasabilirsiniz. Blog'uma dokunma kampanyasi için "okuyucu" olarak ta imza toplamak mümkün:
>Bloguma dokunma
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





