Sinema / Film etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sinema / Film etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Şubat 2015

15 ay 5 gün ve seyrettiklerim

Evet, tam tamina 15 ay ve 5 gün önce hayatimiz degisti ve bazi seyler bu durumda önceligini yitirdi ne yazikki. Bunlardan biri de sevgili, bi tanecik blogum oldu malesef.
Ama insan içinden gelmeyince de yazamiyor yahu. Yani blogumdan uzak kalmamin asil sebebini tamamiyle anneligin üstüne atamam. Yazacak, paylasacak onca sey varken insanin eli gitmiyor bi türlü cani istemeyince.
Su anda buraya annelikle, bebisimle ilgili fazla sey yazmak istemiyorum. Bu aralar sessizce köseme cekilip içimden tasanlari yazmak istiyorum, ya da daha dogrusu havami degistirmek istiyorum biraz.

Bebegim yeni dogdugunda ve ben yeni tasindigimiz kocaman evde minicik kuzumla tek basima kaldigim zamanlarda en yakin dostum haliyle televizyon ve diziler oldu :) Su anda haftada iki gün çalismamin disinda, evdeyken zamanimin bi kismini dizi seyrederek geciriyorum. Alistim ne yazik ki. Ama neden? emzirirken en kolay sey televizyon seyretmek oldu, koca evin ürkütücü sessizligine ses getirdi, kafa dagitmak daha kolay oldu benim icin... kitap okumak gelmedi hic icimden, cok denedim ama kitap okumak icin dinç olmak gerekiyor. Bense öyle yoruluyordum ki, ve minik kuzu büyüdükce daha da yoruluyorum, kitap okumak yerine kuzu uyuyunca hemen uzanip dinleniyordum. Televizyon açik kalsa bile dinlenmek mümkündü, sizip kalsam da farketmiyordu.

Gerçi hiç bir diziyi yayinlandigi vakitte seyredemiyorum tabi. Hep internetten. Hep canimin istedigi zaman. Cünkü dizi saatleri haliyle Melda'min uyku saatlerine denk geliyor, doyur, yika, giydir, yatir, en az 20 dk uyumasini bekle derken benim uyku saatim yaklasiyor.

Yeni yila girdik gireli vizyona bi ton komedi türk filmi girdi... Ama bi tanesi vardi ki asla kaçirmak istemiyordum. Ben ki Leyla ile Mecnun hayrani olarak Burak Aksak'in filmine mutlaka gitmek istiyordum amma velakin sinemayi takip eden kim? Sinemanin yolunu dahi unutmustum ve en son hangi filme gittigimi bile hatirlamiyordum yani. Sagolsun ablam laf arasinda yarin sinemaya gidiyoruz falan filan deyince, kücük cocuklar gibi ay beni de götürün abla, ben de gelmek istiyorum, Osi evde kalsin cocuk baksin, dedim ve fedakar kocacigimin sayesinde aylar sonra eglencelik bisey icin kendime iki saat ayirma sansi buldum.


Her neyse, spontane bi sekilde Bana Masal anlatma ya gittim ve artik bu yogun ve stresli geçen günlerden midir, ya da sinirlerimin bozuklugundan midir, ya da film gercekten komik oldgundan midir bilmiyorum öyle çok güldüm ki, gülmekten agladim, gözlerimden yaslar sel oldu akti resmen. Bana kalirsa gözlerden yas getirecek kadar komik degildi, sanirim benim sinirlerim bozuktu biraz, ya da acayip gülesim gelmis gercekten bilmiyorum. Emin de olamiyorum bak. Film hakkinda elestiri veya yorum yapamicam ama beni baya bi keyiflendirdigi kesin, firsat bulsam yine zevkle izlerim yani.

Onun disinda komedi veya aile dizilerini sevdigim icin daha önce "Aramizda kalsin"i seyrediyordum ki ne yazikki bitti. O benim icin "canim ailem" dizisinin devami gibi birseydi.

Yine kafa dagitmak icin, beni keyiflendiren dizilerden biri de "Ulan istanbul"dur. Simdi inernetten yayinlaniyor sadece, benim icin cok ta önemli degil tabi, yerine yine keyifli oldugunu düsündügüm "5 kardes" geldi. Onu da sevdim dogrusu. Devami gelir insallah. Derken benim dizi tarzima uymayan ama yine de heyecanli buldugum icin ve Engin Akyürek dahil olmak üzere bir kac oyuncu/karakteri de begendigim icin "Kara para ask" i seyrediyorum. (Tuba Büyüküstün'ün sesine ne olmus yaw?)

Haa, bi de sey var dogru... o da tarzima uygun degil ama iste hem mahalle baskisi diyelim. Eli yüzü düzgün genç oyuncularin bol oldugu "Seref meselesi" var. Merak ettim seyrettim, Sükran Ovali ve Sükrü Özyildiz en begendigim karakterler arasina girdi ama su an yavas yavas kopuyorum diziden. Bi cok bölümünü de bastan sona seyredemedim zaten. Hem zamanim olmuyor dogal olarak hem tekrar netten seyrederken Melda'nin ortalikta olmamasi gerekiyor ve ben o uyurken seyrettim dizi kontenjanini Kara Para Ask'la dolduruyorum.

Minik kusumun televizyon seyretmesine izin veriyorum (oturtup saatlerce seyrettiriyorum anlamina gelmiyor bu elbette. Kendisi de kurtludur zaten öyle oturup seyretmez) ama o varken televizyonda ne olduguna cok cok dikkat ediyorum. Siddet, silah barindiran görüntülerin olmasina kesinlikle müsade etmiyorum. O varken genelde TRT Cocuk veya Planet Cocuk ya da Yumurcak TV acik olur.

Cocuk kanali demisken :) en begendigim cocuk kanali dizisi ise "Rafadan Tayfa" O Istanbulun animasyon hali cok hosuma gidiyor =) ve sürekli seyrettiklerimiz ise Pepee, Pisi, Niloya, Can ve ara ara Leliko... Leliko'yu cok sevmiyorum ama arada kayniyor iste. Aslinda bunlari Melda degil ben seyrediyorum daha cok :) Melda'cim sadece sarkili türkülü kisimlari seviyor, dans etmeyi seviyor kuzum...

Bugünlük bu kadar, ay Zeyno ne televizyonkolik olmussun demeyin lütfen :)






29 Ekim 2012

Cumhuriyet ve izledigim filmler

Son günlerde bir taraftan işlerimi (el işleri) hallederken diğer taraftan film izledim. Bilinçli seçilmiş filmler değildi bunlar. Ne izlemek istediğimi bilmiyordum, bu yüzden gözüm o an sağ frame'de (yutub) hangisine takıldıysa ona tıkladım ve izlemeye daha doğrusu dinlemeye başladım.

Filmleri kafamda sıralamaya çalıştım ve dikkatimi çeken şey ise Cumhuriyet öncesi ve sonrası, Cumhuriyet'le ilgili filmler olduğuydu.

 2 gün içinde bunları izlemişim:


Veda, Atatürk'ün yaveri, en yakın dostu, çocukluk arkadaşı Salih Bozok'un beraber geçirdikleri yılları, hikayelerini anlattığı bir film.



Ata Demirer'e olan sempatim olmasa katlanamazdım heralde, ve kesinlikle komedi değil.
Gani Müjde'nin ne anlatmak istediğini anlamadım. Pek yorum yapamayacağım.



Dedemin insanlarını daha önce izlemediğime pişman oldum!
Sanırım hüzünleneceğimi bildiğim için geciktirdim.
Bir daha izlemeliyim ama el işi yaparken değil, oturup, adam akıllı izlemeliyim.
Gerçek bir hikayeyi anlatıyor.


Cumhuriyetimizin 89. yılı kutlu olsun!!!


21 Temmuz 2011

izledim - kara kuğu (böyle söyleyince çok komik oldu ya)







Sinemayı epey bir geriden takip etmekteyim ama olsun her filmi hemen izleyemesem bile bir şekilde haberdar olmaya çalışıyorum yeniliklerden. Bu günlerde bu memlekette bi cenabetlik var ya hadi hayırlısı, bir haftadır yağmur yağmur yağmur tövbe yarabbim... Neyse filme dönelim en iyisi:

Anlatılmak istenen konu iyi hoş (mükemmeliyetçiliğin nasıl bir psikolojik baskı oluşturduğu) fakat bir çok şey soru işaretiyle havada kaldı benim için. Filmin abartıldığını düşünüyorum. Ah o boşluklar olmasaydı... harika bir film olurdu bence... izlemeyenler varsa, henüz izleyemediği için üzülmesin, acele etmesin bence, boş bir zamanda can sıkıntısı gidermek için izlenilebilir belki. Benim fikrim budur.

10 Mayıs 2011

2 Film



Haftasonu televizyonda zapping yaparken tam da yeni bir film başlıyordu, gerçek bir hikayeyi anlattığı için çok etkilendim. İzlemeyenler varsa tavsiye ederim. Filmin kısaca özeti: Şiddet ve ırkçılıkla dolu bir okula gönderilen öğretmen Erin Gruwell (Hilary Swank), öğrencilerin hayatında olan "kavga"'yı tamamen onların hayatından çıkarmak için savaşır.




The Terminal ise bana hiç çekici gelmediğinden alıpta aylarca izlemediğim filmlerdendi. Aslında bu kadar beklemek hataymış. Dün zamanı bol bulunca oturup onu izledik. İlginç bir komedi / dram filmi. Yani hikaye müthiş. Zaman zaman çok güldürüp, zaman zaman hüzünlendiriyor. Tom Hanks'a diyecek söz yok. Catherine'ciğim ise bir içim su ;-)

Ben çok geç kalmışım izlemek için, siz daha da geç kalmayın derim =)

şimdilik bu kadar.

24 Aralık 2010

Alice Harikalar Diyarında


Öncelikle Johhny Depp oynadığı için, sonra 3 boyutlu diye ve ayrıca çocukluk anılarıma dönmüş olurum biraz diye izlemeyi çok istemiştim bu filmi. En çok da 3 boyutlu olduğu için özellikle sinemada izlemeyi çok istemiştim ama olmadı. Filmi kaçırdım malesef. Sonra izlememe gerek kalmadı diye düşündüm, nasıl olsa 3 boyutlu izleyemeyecektim artık. Ama yine de içimde bir merak vardı. Konusu hikayesi nasıl, benim Walt Disney'in çizgi filminden tanıdığım hikayeye benziyor mu, nasıl yaptılar acaba diye. DVD'yi kiraladık izledik dün akşam - hayal kırıklığı. Tipik Tim Burton filmi, renk renk, zengin görsel efekti olan, Johnny Depp'in her zamanki ruh haliyle görüldüğü bir filmdi. Hikaye yoktu zaten. Tamam Alice Harikalar Diyarının özelliği zaten çocuklar için öğretici olmaması, ama hayal dünyasının ne kadar geniş olabileceğini anlatan bir film. Ama zerre kadar aksiyon yoktu filmde. En fazla Avatar gibi 3 boyutlu olduğu için izlenebilecek bir filmdi. Bu yüzden sevmedim.

Benim için tek ve en güzel olan yine de aşağıdaki, belki de ilk çizgi filmim olması nedeniyle, Walt Disney'in Alice'iydi.

Tekrar onu izleyesim ve hatta izletesim geldi, hem de nasıl!!! izlemediyseniz siz de izleyin. Bence çok çok daha keyifli!! =)



22 Aralık 2010

izledim - saw 3d (saw 7)


Testere serisinin son olması ümidiyle cesaretimi topladım gittim yine. Dedim bu sefer ne kadar kanlı sahne varsa hepsini izlemeye çalışacağım, yeneceğim 'kan görememe' korkumu. Sanırım % 95 ini izledim. Çok iyi bir performans benim için. Hem de 3 boyutluyken izledim diyemeyeceğim çünkü 3 boyutlu olması suratınıza bağırsak fırlamasından ibaret. Bu kadar. 3 boyutlu olunca herşey daha net, daha sahte duruyordu, ya da bana öyle geldi, 3 boyutlu olmayanı da bir görmek lazım, belki de Testerenin bu bölümü kötü yapılmıştır, bilemiyorum.

Hikayeye gelecek olursak, Saw serisine yakışır bir hikaye göremedim ben. Artık izleye izleye de bazı olaylara şaşırmadım, hatta önden tahmin edebildiğim sahneler bile oldu. Görünüş o ki, sanki 8inci bölümü de gelecekmiş gibi, çünkü bu 3 boyutlu bölümü hiç de final gibi durmuyordu.

Her neyse, bence daha da sulandırmadan bitsin artık bu Saw hikayesi. Yenisi çıktıkça kalite düşüyor sanki.

Yine film zamanı başladı, izledikçe beğendiklerimi paylaşacağım, gerçi arada bunun gibi beğenmediklerimi de paylaşabiliyorum ya neyse, fikir olur belki =)


23 Eylül 2010

Fight Club - Film




Dün akşam tüm yorgunluğuma rağmen canım bir film izlemek istedi. Bu dvd'yi bir kaç ay önce almıştık, sırf kült olmuş bir film, dursun bi kenarda, elbet bir gün izleriz diye. Anca fırsat bulduk.

Film 1999 yapımı, yönetmenliği ise David Fincher'e ait. Başrolleri görüldüğü üzere (belki de en karizmatik haliyle) Brad Pitt ve Edward Norton paylaşıyor. Chuck Palahniuk adlı yazarın 1996 da çıkardığı, aynı ismi taşıyan, Novel ödüllü romanından uyarlanmış.

Benim gibi 11 senedir izlememiş olanlarınız varsa, izleyin derim. Film zaten 11 senelikmiş gibi durmuyor. Brad Pitt'den hoşlanmayanlarınız varsa bile izleyin, konusu çok sıradışı, enteresan çünkü. Ben yorgunluktan yarı baygın izledim ona rağmen beğendim, en kısa zamanda bir de ayık kafayla izlemeyi düşünüyorum çünkü filmde çakmadığım olaylar var =)
Film sıkıcı başlıyor sonlara doğru ayılıyorsunuz! =D (benim gibi)
Fight Club deyince, dövüş mövüş hoşlanmam ben öyle şeylerden zannediyorsunuz ama yanılıyorsunuz!

Ayrıca:

David Fincher'in yönetmenliğini üstlendiği filmler izlenilebilir cinsten kanımca.

Bkz:

The Game

The curious case of Benjamin Button

benim beğendiklerim.

28 Haziran 2010

izledim - Changeling


Taaaaa geçen sene bu listeye eklemişim bu filmi... bu kadar zaman sonra nasip oldu izlemek. Hepsini izledim neredeyse, sadece P.S. I Love You kaldı.

Changeling ise son zamanlarda izlediğim en etkileyici filmlerden biriydi, bunda hikayenin gerçek olmasının da katkısı büyük elbet. Filmin ilk 10 - 15 dakikası durgun gibi başlıyor, ben hatta Angelina'ya 6 çocuk annesi olmasına rağmen rolünü bir türlü yakıştıramadım, ne bileyim, kendisini genelde aksiyon filmerde bir Lara Croft, Bayan Smith, veya Wanted'da Fox olarak görmeye alıştığımdandı galiba. Tabi daha sonra filmin hikayesi sayesinde Angelina'nın oyunculuğunu unutuyorsunuz ve ne oldu, ne olacak acaba derken film hızla ilerliyor.

Gerçek hikayelerden uyarlanan filmler favorilerimdir.
İzleyipte tavsiye edebileceklerim:

American Gangster (hırs yüklü)
The Pursuit of Happyness (duygu yüklü / mücadele)
21 (trajikomik)
The Exorcism of Emily Rose (aklıma geldikçe hala tırsıyorum ama izlemem bi daha)
Schindler's List (duygu yüklü)
In America (multi duygu yüklü)
Cast Away (yaşam mücadelesi)

Bir de Angelina'ya "kuzum, bir dirhem et, bin ayıp örter" diyesim geldi. İmrenilecek bir yeri yok, acıdım resmen.

21 Haziran 2010

Up (Yukarı bak)


Kötü hava şartları nedeniyle evde geçirilen uyuklu uyuşuk bir haftasonunun ardından izlediğim filmlerden bir tanesini paylaşabilirim. Animasyon filmlere karşı zaafım var. Çok seviyorum, hem mutlu sonla biterler, hem bolca güldürürler insanı... stres atmamı sağlarlar ve defalarca izlesem bile kolay kolay sıkılmam. Bu yüzden bu tarz filmleri satın alırken içim rahat olur, hem eve çoluklu çocuklu misafirler gelince de işe yarıyor... malum hiç oyuncağımız olmadığından çabuk sıkılıyor çocuklar bizde. Çizgi filmler kurtarıcımız oluyor böylelikle =)

Bu film ise daha farklıydı, beni epey bir hüzünlendirdi, daha çok trajikomik bir hikayesi var. Öyle hızlı başlıyorki... 5 dakika içinde film ve hikaye bitti zannettim. Ama insan hayalinin peşinde koşarken olaylar peşinden sürüklenip gelirmiş sürpriz bir şekilde...

8 Ocak 2010

malum kış günleri, bol bol film izliyoruz


Nihayet izleyebildim şu bol ödüllü filmi. Mantığımı kurcalayan bazı şeyler olsa da izlediğime kesinlikle pişman olmadım. Çok farklı, alışılmışın dışında bir hikayesi var. Tavsiye olunur yani - hala izlemeyenler varsa tabi.

Havalar buzzzz, akşamları evde olunduğunda hava çoktan kararmış oluyor, yapacak fazla birşey yok, bol bol film kiralayıp izliyoruz haliyle. Arada ıyk çok kötüymüş bu film dediklerimin sayısı malesef daha fazla ama bak bu fena değilmiş, paylaşılır dediklerim de burda. Neyse, izlemeden bilinmiyor.


Bir de bende Alaska'ya gitme dürtüsü uyandıran bu filmi de beğendim. Romantik komedi. Fazla söze hacet yok:)

6 Ocak 2010

yahşi



Her gün, her reklam arası ekranda beliren Cem Yılmaz'ın "Hast du meinen neuen Film gesehen? Nööö? Schnell ins Kino gehen! Gehen, gehen!" diyen ısrarlarına dayanamayıp gittim gördüm geldim.
Tipik bir Cem YLMZ filmi...
Sonradan eklenen not: sırf Cem Yılmaz'ın arap bacı takliti yaptığı sahneyi bir daha görmek için tekrar izlicem! evet yapıcam bunu:)

21 Aralık 2009

Saw VI izlenir mi?

İzlenmez... Son bir deneme idi benim için, yok anacım yok... izleyemedim, filmin yarısı kapalı gözlerle geçti. Ben kan görmeye dayanamıyorum, fenalaşıyorum onu anladım. Aslında anlayalı çok oldu da, işte, hatır gönül falan dedim, diğerlerini izledik nasıl olsa, idare ettik bir şekilde, hadi bunu da izleyeyim dedim ve pişman oldum. Filmin başında salon'u terkedecektim Sevgili mani olmasaydı. Filmin sonunda ise bende baş ağrısı ve Sevgiliye bir düzine fırça: sen beni hep iğrenç filmlere getiriyorsun, biz hiç mi şöyle güzel bir fillm izlemicez sinemada... diye bik bik bik öttüm.
Zaten Sevgiliyle güzel bir filme gidecek olsaydık, sinemada ilk izlediğimiz film The Exorcist olmazdı bir kere.
Böyle de romantik bir aileyiz =)
Saw 7 mi?
Bu yazıyı hatırlamazsam gidebilirim de...

7 Eylül 2009

Benjamin Button'ın tuhaf hikayesi


Yoğun geçen günlerimize Cumartesi akşamı evde oturup, film izleyerek biraz ara verelim dedik.
Benjamin Button ne zamandır seyredilmeyi bekleyen bir filmdi. Fiyatının uygun olduğunu görünce hemen almıştım fakat bir türlü 166 dakikalık bir zaman dilimini ayırıp izleyememiştik.
İlginç bir hikaye gerçekten. Ne iyi ne kötü diyebilirim. Fakat beğendiğimi söyleyebilirim. Film uzun olmasına rağmen akıcı ilerliyor.
Yorumum biraz alakasız olacak ama:
Gençlik denen şey güzel be... kıymetini bilelim!

11 Ağustos 2009

Hayatın akışı ve iki film

Hayatın akışına geri döndüm. Aynı yoğunlukta devam, ama stresten uzak bir biçimde olması için özen gösteriyorum. Şu an iki kitap okuyorum, biri Umut, diğeri Aşk... Her iki kitabın isimlerindeki uyum ve ahengi yazınca farkettim. Kulağa ne kadar da hoş geliyor. Her ikisini zevkle okuyorum fakat Umut'u daha çok sevdim.







Bir de iki film izledim. Russell Crowe ve Christian Bale ikilisinin western aksiyon/drama karaşımı filmi 3:10 to Yuma








diğer film ise Devrim Arabaları. Türkiye hakkında bilmediğim bir şeyi daha öğrenmiş oldum bu film sayesinde.

Her iki filmi de beğendim. Özellikle Devrim Arabaları’nı izlemeyenleriniz varsa tavsiye ederim.







19 Mayıs 2009

Önce Sır çocukları sonra O... çocukları

Filmler filmler... yine filmler. Şu günlerde yaptığım tek aktivite film izlemek oldu. İyi de olsa kötü de olsa film izlemeyi seviyorum.

İki gün üst üste izlediğim filmerin arasındaki paralelliklerden hiç ama hiç haberim yoktu - isimleri dışında. İlginç bir rastlantı oldu. İkisi de 'birşey' çocuklarıydı... Her ikisinde de Özgü Namal'ın oynadığını bilmiyordum. Bu kadın her filmde, her reklamda çıkmaya başlayınca, diğer oyuncu bayanların suyu mu çıktı, niye her yerde bu, neden neden neden diye düşünsem de, şu anda izlemek istediğim bir çok filmde yine onun oynadığını görüyorum. Biraz sevimli suratlı, hokka burunlu diye mi bu kadar çok seviliyor bu hatun anlamış değilim. O değil de her yerde gözümüze gözümüze sokulunca insan yeni bir yüz, yetenek görmek istiyor zamanla.
Yetenek demişken. Sır çocukları 2002 de çekilmiş olmasına rağmen, oradaki oyunculuğu, 2008 yapımı olan O... Çocukları'nkinden daha başarılıydı bence. Neyse konumuz Özgü değil.

Sık sık DVD kiraladığımız web sitesinde yeni gelen filmlerin arasında gördüm Sır çocukları'nı. Orada kolay kolay Türk yapımı filmler bulunmadığı ve bir kaç ödül almış olduğu için hemen kiraladım. Film hakkında her zaman yaptığım gibi yorum okumadım. Konusu hakkında da tahmin yürütmedim. Nedir merak ettim ve izledim. Konusu hakkında fazla yorum yapmadan bana hissettirdiklerinden bahsetmek istiyorum:

Sır çocukları konusu itibariyle bugüne dek gördüğüm en dokunaklı filmdi. Öyle oturup hüngür hüngür ağlatmadı, resmen bir bıçak gibi saplandı bağrıma, bir taş oturdu sanki boğazıma, kocaman, yutkunamadım. Yine hayatın acı gerçekleri bir tokat gibi yapıştırılmış seyircinin suratına. Bilmiyorum ama ben öyle hissettim.

Tinerci, sokak çocuklarını görünce ne yapacağımızı şaşırırız, mümkün olduğunca kaçmaya ve değerli eşyalarımıza sahip çıkmaya çalışırız. Ne yapacaklarını kestirmek mümkün değil, hangisi mazlum hangisi anasının gözü bilemiyoruz ama onlara kızmaya da zerre kadar hakkımız yok. Yetişkin insanların (bazılarına insan bile denmez) hataları sonucunda bu hale geliyor o çocuklar ve daha sonra filmin adı gibi sır olup gidiyorlar. Yaşadığım bu ülkede sokak kedisi bile yokken insan (!) evlatlarının topluma kazandırmak için en ufak çabanın bile gösterilmediği ülkelerin var olması acı veriyor. İmkansızlıkmış. Her şey mi imkansızlık şu hayatta, İNSAN olmak parayla değil ki. İnsan sevgisi, merhamet sahibi olmak parayla satılmıyorki.


O... Çocukları da kendi çapında güzel bir film. İki filmi kıyaslamak değil niyetim. Bu film hakkında söyleyebileceğim tek şey: Demet Akbağ tek başına almış götürmüş! Demet ablam oynamasaymış bi nanay olmazmış bu filmden ve Özgü Namal keşke italyanca falan konuşmaya çabalamasaymış (madem her filmde oynuyorsun, hadi diyelim başarılı olduğun için oynuyorsun, e bu ne o zaman kardeşim? gerçi senin ne kabahatin var, suç sana para verip seni o rolde oynatanda). Filmde güldüğüm o kadar traji-komik sahne varken, Özgü'nün italyanca konuştuğu sahnelere ağlayasım geldi. Neyseki film, başarılı bulduğum çocuk oyuncuları sayesinde toparlamış baya. Olaylar "anarşist"lerin kovalandığı 1981 yılında geçiyor. Politik konulara hiç girmeyeceğim. Eğer bir Demet Akbağ harikası görmek isteyen varsa buyursun tadını çıkara çıkara izlesin derim. İpek Tuzcuoğlu'nun hakkını yemeyeyim şimdi. Onu da beğendim.

13 Mayıs 2009

cici filmler

Aslında şuraya bi düzine şikayet sıralayacağım ama en iyisimi dün bize keyifli bir akşam geçirmemizi sağlayan iki birbirinden sevimli filmden bahsedeyim.


Şikayetlerimden birini mecburen yazmak zorundayım. İş yerinden bloguma doğru düzgün giriş yapamıyorum. Özellikle yeni yazı eklemek istediğimde html formatı ile yazmam gerekiyor ve bu format değiştirilemiyor. Bu da bizim iş yerinin ilginçliklerinden sadece bir tanesi. Bu yüzden izlediğim filmlerin linkini verebiliyorum sadece, henüz html ile resim yükleme kabiliyetine sahip değilim malesef.

Neyse lafı daha fazla uzatmadan öncelikle beni kahkahalara boğan filmden bahsedeyim:

Horton hears a WHO! hakkında ön yargılarım vardı (ben ne ön yargılı insanım böyle ya). Çizimlerine bakınca bu heralde küçük çocuklar için yapılmış bir filmdir diye geçmişti aklımdan. Ama yanılacağımı tahmin ediyordum çünkü şu son zamanlarda çıkan ne kadar animasyon film varsa hepsini beğenerek izledim. O ne biçim hayal gücüdür öyle! "Adamlar yapmış yine" dedirtti resmen. Çok başarılı bir çalışma olmuş. Ben çok beğendim ve çok güldüm.

29 Nisan 2009

izliyorum



Yağmurlu günler devam ediyor, hava sıcaklığı iyice düştü. Bir de bu aralar moralim çok bozuluyor bazı şeylere. Adam yerine koyulmadığımı düşünüyorum. Benimle bir ilgisinin olmadığını bilsemde canımı sıkan şeyler dönüyor etrafımda. İnsan üzülüyor haliyle. Sağlık olsun diyeceğim ama... inşallah sağlık olur.

Ne zamandır çektiğim fotoğrafları da yükleyemiyordum bilgisayarıma. Bu da ayrıyeten sinir bozucu bir durum. Dün kudurmama ramak kalmıştı neyseki Aşkım yetişti imdadıma. Vakit çok geçtiği için bloga yükleyemedim artık. İlerleyen günlerde fırsat bulursam onu da hallederim. Şimdilik dün akşam izlediğim - tam bir fiyasko diye adlandırdığım - Issız adam'dan bahsedeyim bari biraz. Filmi beğenmiş olanlar okumasa da olur bu anlamsız yazımı.

Böyle sıkıntılı bir ruh halinin üstüne bu "Issız adam" hiç ama hiç gitmedi. Reklamı iyi yapılmış bir film sadece. Çağan Irmak imzalı ne kadar film varsa listemin sonlarına almaya karar verdim. Bak yinede gaddar davranıp tamamiyle silmiyorum. Sadece listemin üst sıralarını haketmiyor.

Ne diyordum. Evet bu film tam bir hayal kırıklığıydı benim için, ne bekliyordum ben de bilmiyorum. Filmin ilk yarısını sancılı bir şekilde, böğğğ diye diye zor zar bitirdim. Dayanamayacaktım kapatacaktım ama huyum kurusun bir filmi yarıda bırakmayı hiç sevmiyorum, ne kadar karın ağrısı yapsada sonuna kadar bir seferde izlemem lazım. Hadi buna da bir şans verdim ve EN AZINDAN klişe bir sonla bitmediği için, kıyısından köşesinden biraz olsun kurtarmış paçayı dicem ama 110 dakikalık bir fiyasko son 5 dakikayla nasıl kurtarılabilir ki?

Çağan bey bir farklılık mı yaratmak istemiş ne, bi tuhaf efektler de katmış filme. Zaten karekterler yeterince tuhaf efektler katıyordu fazlasına ne gerek vardı? Öff daha anlatacak çok şey var da, insaflı davranıp yerden yere vurmak istemiyorum şimdi. Zaten canım sıkkın.

Bir de bu filmdeki Alper karekterinde fazlasıyla parazit dolaşıyor yer yüzünde, hepsi tekme tokatlık!

Biri beni durdursun artık...

28 Nisan 2009

Vicdan - Bir Erden Kıral filmi

Diyorum ya son zamanlarda seyredemediğim ne kadar Türk yapımı film varsa izlemek istiyorum.
Liste hazırladım kendime, bayağı uzun bir liste oldu. Sırayla izleyeceğim hepsini. İyi veya kötü. Zaten nasıl olduğunu izlemeden bilemem ki.
Bir huyum vardır, asla gidip izleyeceğim film hakkında yazılan yorumları okumam. Önce kendim görüp bir fikir yürütmek isterim daha sonra başkalarının görüşlerini alırım. Arada dağlar kadar fark olur çoğu zaman. Bu filmde de olduğu gibi. Türk yapımı filmlerden Oscar'lık bir performans beklemiyorum. Bekleyemiyorum malesef ama Vicdan'ın konusu beni etkilemedi değil.
Filmin adı Vicdan ya, önce anlayamadım bu bahsi geçen kimin vicdanı diye.
Karısını aldatanın mı? En yakın arkadaşının kocasıyla yatanın mı? En yakın arkadaşının sevgilisini ayartıp evlenenin mi? Bir kıza sahip olup ona ümit verip ve sonra gidip onun en yakın arkadaşıyla evlenenin mi? Karısını öldürenin mi? Ya da en yakın arkadaşının ölümüne sebep olanın mı? vs.
Biraz karışık oldu biliyorum ama bu kadar çok olasılık var bu "Vicdan"la ilgili ve bu vicdan bu şıkların sadece birinde saklı bence.
Tek eleştirim, görüntüler keşke o kadar karanlık olmasaymış.
İki yakın arkadaşa lez yakıştırmaları yapılmış. Cık.cık.cık! Çok ayıp! Bayanların arkadaşlığı erkeklerinkisinden farklı. Hem burada vicdan söz konusu. Ondan o sarılıp öpmeler. Lütfen:)

27 Nisan 2009

Pek bi keyiflendim


Ne zamandır izlemek istediğim filmlerin arasında Aşk tutulması da vardı. İlk bunu izlemek nasip oldu bu akşam. Ben ne diye beklemişim bugüne kadar acep? Moralim de bir mayhoştu bu film tam zamanında pek iyi geldi bünyeme yahu. Kuruldum koltuğuma bir başıma izledim her şeyi unutup. Dört dörtlükmüş gibi anlatıyorum ama ihtiyacım varmış hakketten böyle bir senaryoya. Hiç yabancı gelmedi zaten bu takım Aşkı ve Aşk hikayesi;)
Film seyretmeye susamış vaziyetteyim bu aralar. Bu terapiyi sık sık uygulamam lazım kendime. Sırada daha çoook film var. Hazır yağmurlu günler de başlamışken tam sırası;)


Cumartesi akşamı Mahsun Kırmızıgül'ün Güneşi Gördüm filmine gitmiştik hep beraber. Ben biraz ön yargılıydım şimdi kalkıp duygu sömrüsü yapacak, içimi bayacak diye ama pişman olmadım gidip gördüğüme. Hepimizin bildiği acı gerçeklerden bahsediyor. Bence artık şarkı türkü söylemeyip sinema sektöründe ilerlese de olur. Eleştirilecek bir yanını görmedim. Hem ben filmleri eleştirmek için değil görmüş olmak için izliyorum:)

Beyaz Meleği henüz izleyemedim. O da listemde ama bu defa yalnız izlesem iyi olacak galiba. Kasım kasım kasıldım ayol ağlamayayım diye. Nefret ediyorum sulu gözlülüğümden.

Yabancı filmleri takip etmesi kolay da, Türk filmlerini izlemesi zor oluyor buralarda, her filmi görmek istiyorum, ben de yorumumu yapmak istiyorum yahu.

Anlatmak istediğim çok şey var, pek bir doldum taştım. Bakalım neler yumurtlayacağım önümüzdeki günlerde:)

Sevgiyle kalın dostlarım!

27 Mart 2009

Memoirs of a Geisha - Soundtrack

İşte beklediğim CD! Bir Geyşa'nın anılarının soundtrack'i. Bu filmin müziği izlediğim andan beri aklımdan çıkmıyordu, o ne melodidir öyle, o notaları öyle bir araya getiren, bir çok film müziğinde katkısı bulunan JOHN WILLIAMS'a teşekkürlerimi haykırmak istiyorum. Film güzel, görüntüler güzel, hikaye güzel, müziği ise bir başka güzel.

Arthur Golden'ın romanından uyarlanan bu filmi izlemeden önce Geisha'larla ilgili ön yargılarım vardı, daha doğrusu bu kavram tam olarak neyi ifade eder bilmiyordum. Bu film bu sorulara çok güzel bir yanıt olmuş bence.

Fazla söze gerek yok, şuradan linkini vereyim merak edenler için (aldığım haberlere göre sanırım youtube çalışıyor)


Buyrun efendim:

Sayuris Theme and End Credits

Not: Resmin üzerini tıklayarak büsbüyük halini görebilirsiniz:)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...