18 Kasım 2015

Neuschwanstein Sarayi - Almanya

Bu sene doğum günümde eşim bana bir sürpriz yaptı ve işe gitmedi, işe gitmediği gibi de topla valizini gidiyoruz dedi. Nereye olduğunu da söylemedi. Bense Meldasız bi yere gitmem dedim, o da, Melda da geliyor tabiki dedi:)

İşte böyle nereye gideceğimizi bilmeden bi gecelik valiz hazırladım ve dağlara tepelere kayak merkezlerine gitmesek bari diye de dua ettim içimden.

Doğum günüm var, gelen giden olur diye de dünyanın hazırlığını yapmıştım, 2 tepsicik poğaça, 3 tepsicik kurabiye gibi, evi topla Meldayla ilgilen derken baya baya yorulmuştum. Hiç dağ tepe kar çekecek halim yoktu doğrusu.

Bana bütün randevularını iptal et ve 1 saat içinde çıkalım yola dedi. Neyse çıktık yola, rotaya bakınca dedim eyvah, Avusturya'ya mı gidiyoruz? Dağlara, olamaz... Derken Almanya'ya geçiş yaptık, Allah allah dedim, Almanyada bu mevsimde turistik neresi var ki gezilecek. Komşu ülke, neredeyse ayda bir gittiğimiz yer (alışveriş, akraba ziyareti). 2 saat kadar yol aldıktan sonra şöyle çevreme bakındım ve dedim ki, nereye gidiyoruz? Neuschwanstein mi yoksa? diye de alaycı bi şekilde tahmin yürütmeye çalışıyordum, sonra da dedim ki, oraya Melda büyüyünce gidelim en iyisi, şimdi bişey anlamaz. Yani kendi doğum günümde bile çocuğumun eğlencesini düşünüyordum. :)

Tabi ben doğru tahmin yürütmeme rağmen eşim hiç renk vermedi ve bana yine de sürpriz oldu Neuschwanstein sarayına gitmek, acaba orada mı konaklayacağız diye düşünürken, hayır dedi, buradan 1 bucuk saatlik daha yolumuz var orada kalıcaz.

Neuschwanstein sarayı hakkında kısa bilgi geçecek olursam:

2. Ludwig Bayern kralı tafaından yaptırılmış (Krallık dönemi 1864 - 1886)
2. Ludwıg doğum: 1845 ölüm: 1886
1868 yılında başlayarak, yaklaşık 17 senede tamamlanmış.Aslında tam tamamlanamamış ve tam da hayal ettiği gibi olmamış, ayrıca kralın ömrü vefa etmemiş buna. ölümünden sonra sarayın kalan kısımları da 1892 yılında "hızlıca" tamamlanmış.
Kralın asıl hedefi ortaçağ görünümünde modern tekniklerle kuşatılmış bir şato yaptırmakmış. 
Ayrıca bu sarayın o zamanki adı da sadece "yeni saray"mış, sonradan Neuschwanstein sarayı olmuş.

Kralın ölümü ise günümüze kadar bir sır olarak kalmış. Bir gece kendisinin "ülke yönetebilecek kapasite ve olgunlukta" olmadığına dair rapor hazırlayan psikiatristiyle birlikte tutuklanır ve ertesi sabah her ikiside "açıklanamayan bir durumda" (ne anlama geliyorsa, sayfasında böyle yazılmış) Starnerberg gölünde ölü olarak bulunurlar.

Sarayla ilgili beni etkileyen en önemli şeyler ise:

1892 yılından beri her şeyi orjinal olması (perdeler, duvarlar, yerler) yani 123 yıldır herşey korunuyor. İçeride sırf duvarların, resimlerin yapıların zarar görmemesi açısından fotoğraf çekmek kesinlikle yasak. Her ne kadar içim gitsede fotoğraf çekemedim. Duvarlarını dokulmaması için camla kaplamışlar, perdeler ipektenmiş, onları da etrafını birşeyle sarıp korumuşlar. Duvarlara kapılara mümkün olduğunca sürtünmeden yürüyün ve çantalarınızı lütfen önünüze doğru alın ki, bir yerten geçerken duvara kapıya sürtülmesin diye de rica ediyorlar.

Sarayın içindeki mağaraya benzeyen geçit ve kış bahçesi de çok etkiledi beni. Keşke sis olmasaydı da, manzarayı da görebilseydik. Acayip sis vardı ve bu yüzden fotoğraflarda bile sarayın büyüklüğü belli olmuyor ve net değil.




Saraya isterseniz ücret karşılığında faytonlarla da çıkabilirsiniz. Atlar öyle büyük öyle büyüktü ki, fotoğrafta belli bile olmamış, Hayatımda gördüğüm en iri atlardı sanırım. Alaman atı :) Amma velakin biz faytona binmedik, hem çok sıra vardı hem de bilet sırası beklerdek o kadar üşüdük ki, bari yürüyelim de ısınalım dedik. Yaklaşık yarım saatte çıktık, arada bir kahve molası verdik. Meldanın peşinde koşturmak gerçekten de ısınmamızı sağladı :) O aşağıya koşuyordu, biz yukarı çıkarıyorduk, o aşağıya bir yukarı derken, 2 geri 1 ileri çıktık tepeye.

Anlat anlat bitmeyecek. Sıkmaktan da korkuyorum biraz. Buradan sonra München yazısı var.






11 Kasım 2015

Balkabağı hikayesi



Önce bahçemi
sonra soframı süslediler....

En sonunda da midemizi şenlendirdiler!

Hep gözüm korkardı, oysa ne basitmiş yapımı. 

Tek zorluğu parçalara ayırıp soymak ama o kadar da olsun artık :)


21 Ekim 2015

Huzur


Huzur bazen firinindan yeni çikmis bir kektir bence.

Veya

Buz gibi sokaktan sicacik evine girdiginde mutfaktan gelen o tereyaginda kavrulmus sogan kokusu degil midir?

Rabbim herkese sicacik bir yuva, sicacik as, sicacik bir aile versin.

içimden geldi! =)



16 Ekim 2015

duygularim...

Nedendir bilmem. Sebebini hiç düşünmedim. Ne zaman yapraklar dökülmeye başlasa, etrafımı turuncu kızıl renkler sarsa iç dünyama döner, şöyle bir yoklarım ne var ne yok diye...
Belki de sonbaharın gelmesiyle birlikte, Ekim'de yeni yaş alıyor olmamdır bunun sebebi.

Bi duygu yoğunlugu... duygu seli... nereye koyup yerleştireceğimi bilemediğim kelimeler uçuşur içimde.

Duygularıma gelince... bir evladım olduktan sonra bugüne kadar bildiğim ne varsa anlamını yitirdi sanki ve ben yeniden, sıfırdan, iki çift masum gözün dünyasından bakmaya başladım etrafa. Bakmaya çalışıyorum demek daha yerinde olur. Belki beceriyorum belki de beceremiyorum ama sürekli anlamaya calışıyorum ve tam da bu yüzden sık sık çocukluğuma yolculuk yapar oldum.

Mutlu bir çocuktum ve beni nelerin daha da mutlu ettiğini hatırlamaya çalışıyorum.
Nelerden korktuğumu, nelerden kaçtığımı, neyi sevip neyi sevmediğimi, eksiklerimi, artılarımı... ve daha bir sürü şey.

Tüm bunlar elbette kendi çocukluğumdaki eksikleri çocuğumla tamamlamak için değil, asla böyle bir niyetim yok. Tüm bunlar sadece Allah'ın bana lütfettiği bu annelik yolunda ışık tutsun diye. Nerede durduğumu bileyim diye. Işık tutsun ki evladım hangi yolu seçeceğine, nereden gitmek istediğine kolaylıkla karar verebilsin diye.

Ne kadar az biliyorum diye hayıflanıyorum ve sanki ne kadar çok şey bilirsem o kadar çok sey öğretebilirmişim gibi geliyor... sonra kendime bir tokat atıp Zeynep kendine gel diyesim gelir. Şu günlerde, ve yaşım ilerledikçe biriktirdiklerimle beraber nerede durduğumu daha iyi anlıyorum ve anlayacağım.

Ve tüm bu yazdıklarım aslında günlerdir kafamı kurcalayan, içimi kemiren, çok önemsediğim şu iki soru ve bu iki sorudan doğan cümle itti beni:

Kim benimle nerede duruyor?
Ben kiminle nerede duruyorum?

"Korkuyorum bana değer verenleri göremeyip ve onların kıymetini bilememekten!"


Çok bilmişlik taslayıp, kalp kırmaktan. Boş konuşmalarla gönülleri dolduramaktan. Kalp kıracağım diye korka korka yaşayıp kırılmaktan.

Anlayışlı olurken kırıcı olmamayı, ama kırılmaya da fırsat vermemeyi nasıl öğrenirim, nasıl öğretirim bilmiyorum. Bilmediğim onca şey arasında.

Kelime kelimeyi, laf lafı açacak. En iyisimi burada noktayı koymalı. Mutlu bir haftasonu olsun.






14 Ekim 2015

yagmur yagmadigi sürece


çocuklarla sokakta ne kadar cok vakit geçirirsek ben o kadar mutlu oluyorum desem? Ancak açik havada atabiliyorlar enerjilerini ve çocuklarin sayesinde biz de disari cikmis oluyoruz, yoksa evde is güç derken tikilip kalicaz. Keskeleri sevmeyiz ama ben yine de keske Melda kuzenlerine bi tik daha yakin olabilseydi diyorum ve sonra buna da sükür deyip avutuyorum kendimi.

Evin içinde oyalayacak seyler arasam da, bazı aktiviteler için çok küçük veya hiç ilgisini çekmiyor. Ya da sürekli başında durmak gerekiyor, hal böyle olunca benim diğer işler icin zamanim git gide daraliyor haliyle bu da bende stres hali yaratiyor dogal olarak. Sürekli yaptigi seyler vardi mesela kagida biseyler çizmek gibi ama onlardan da bikti. Bazen koyuyorum önüne enteresan seyleri, makarnaydi, kavanozdu, dagitmasina da izin veriyorum ama çabuk sikiliyor. Televizyon seyretmeyi, özellikle Pepee'yi cok seviyor ama ben bunu olabildigince sinirlamak istiyorum ve bunun icinde müthis çaba harcamam gerekiyor.

Kimi zaman ellerini yikamasi icin yolluyorum lavaboya, sabunuydu oydu buydu derken orada da vakit gecirmesine izin veriyorum çünkü suyla oynamayi hangi cocuk sevmez ki dimi.

Yagmur yagmadigi sürece, en güzeli çek kapiyi at kendini sokaga.

En güzeli.





Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...