İstanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İstanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Temmuz 2011

başlıksız

İstanbul.
Sevdiğim şehir.
Seni ne kadar çirkinleştirmeye çalışsalar da, sana olan aşkımdan vazgeçemiyorum!
Lakin bu aralar seni aldatasım var, kötü niyetler içersindeyim =)

***

Eşim ispanyolca kursuna kaydını yaptırmış. Hep istediği şeydi. İyi yaptı. Ben de acaba farklı bir dil kursuna başlasam mı diye düşünsem de, seçimim hobilerime zaman ayırmaktan yana oldu. Resim'lere epeydir ara verdim. Onlara el atacağım. Kitaplarıma yoğunlaşıp, arada keçelere yer vereceğim ama ilham gelmiyor bu ara. Sanırım başına geçince oluşacak bir şey.
Spor'a nasıl olduysa ara verdim. Ona da bir çözüm bulmalıyım.
Bir de fotoğraflar var....

***

Şahsen tanımadığın, sesini duymadığın ama yine de sevdiğin insanlarla yazışmak, haberleşmek, dertleşmek, tanışmayı dilemek ne güzel.

***

Evde bu sene ilk bahar temizliği kısmet olmadı ama sonbahar temizliği şart. Ramazan başlamadan halletsem şu işi fıstık gibi olacak. Bu haftasonu bismillah deyip işin başına geçmeli. Evin içinde ufak tefek şeylere el attım bile.

***

Ramazan demişken, başlamasına ne de az kalmış! En iyi şekilde geçmesini diliyorum. Kimi yerlerde harıl harıl hazırlıkların başladığını duydum. Ne güzel. Burada nasıl hissedeceğiz Ramazan'ı bilemiyorum. En iyi şekilde faydalanmak nasip olur inşallah.

***


bu kadar! =)

22 Temmuz 2011

enerji



Bak kardeşim...

Enerji akıyor bu fotoğraflardan... içinden dışından etrafından!

Gülmek enerji verir mi? Bu aralar bir çok insan güldürüyor beni!! =)

Eniştenin arabasını görmüştük otoparkta, "biz de buradaydık" mesajı verme niyetiyle bir iz bırakalım dedik. Birşey bulamayınca benim şu yeni yaptığım üzerinde kuru kafa bulunan keçe araba süsünü hafif açık bırakmış olduğu pencereden direksiyona asmıştım. Ne bileyim o süsün benim olduğunu bilmediğini =) Neyse efendim, bu kardeşim bunu görünce bu ne ya! demekten alamamış kendini, bu bir şaka mı, reklam mı, derken kafasında yoksa büyü mü??? diye şimşekler çakmış! Yeni bebekleri oldu ya, bir de kuru kafayı görünce müthiş fanteziler üretmiş kafasında, öğrendiğim an kahkahalara boğuldum!!!

Diğer bir olayı da dün yaşadım. Şimdi detaylarını anlatamayacağım ama özet geçecek olursak: Facebook'ta arkadaşımın statüsüne yorumda bulunmuştum. Daha sonra, benim uzaktan yakından tanımadığım, statüsüne yorum bıraktığım arkadaşımın arkadaşı olacak empati yoksunu dallamanın biri kalkmış, neymiş efendim, yorumumu beğenmemiş, ben yorum bırakmamalıymışım, her şakanın arkasında bir gerçeklik payı varmış, işte gülücük işareti koymakla geçiştiremezmişim. Arkadaşımın statüsüne çirkin şeyler yazmak istemediğim için yorumum: ne günlere kaldık, çok komiksiniz x bey, size de gülüyorum! =) gibi birşey olmuştu. Bunun arkasından hakaret niteliğinde bir yorum daha geldi ama anlayan beri gelsin, diye düşündüm, kendi de anlamadı bence ne yazdığını, 2. şoku geçirdikten sonra aklıma geldikçe gülmeye başladım, koptum resmen.

Yazık dedim, zavallı, 30 yaşlarına gelmiş ve bu yaşına kadar at gözlüklerini çıkarmayı başaramamış, zerre kadar tanımadığı bir insana ağır eleştirilerde bulunma hakkına sahip olduğunu zanneden, aciz bir vatandaş. Olaya takılmadım fazla, arkadaşım sonra özelden özür diledi ve yorumları sildi. Benim için de yine komik anılardan biri olarak kaldı. Ama biraz trajikomik... Eşimin yorumu: hep seni buluyor böyleleri oldu, ben de "negatif enerji yayıyorum demek ki" dedim. =)

Hala gülüyorum!!!

=)

MUTLU NOT: balkonum için beğendiğim koltuk takımını dün yakından inceledik, beğendik, yarın getiriyoruz inşallah!! Geeel güneş geeel!! =)


18 Temmuz 2011

Sultanahmet'te bir kedi

22 - 4 - 2011 - İstanbuL

Ne güzelsin, ne de güzel bir yerdesin, bilir misin?

Ve şanslısın.

Huzurlusun en başta, azıcık şımarıksın belki... Senin gibiyim şu an, her zaman şanslı olmasam bile, huzurluyum şu anda, en büyük şans değil midir bu? Azıcıkta şımarığım, ama birazcık. Bu huzur ne kadar sürer bilmem ama, tadını çıkarmalıyım bunun. Şu an'ın!!!



27 Haziran 2011

simiiiiiiitçi =)


Aah ah, olsa da yesek!

Yanında bir de sıcacık demli çay ne güzel olurdu...
Herkese gevrek simit tadında mutlu bir hafta dilerim =D


16 Eylül 2010

hayal



hayal kurmayı seviyorum
ne istersem o oluyor hayallerimde

neden sevmeyeyim ki?




8 Şubat 2010

gezmek gezmek gezmek... tek derdim gezmek=)

öğrendik ki,
müzelere tripod sokmak yasakmış,
neden dedim,
profesyonel çekime girermiş,
e dedim nasıl sokacağız,
özel izin almak gerekmiş,
hay dedim, amcam keşkem profesyonel çekebilsekte aldığınıza değse=P







ZeYneP

LoveS

TopKapı PaLacE

1 Şubat 2010

Sultan Ahmet'in en şirin bekçileri...






Paylaşmak isteyip te içime attığım bir sürü konu var aslında.
Sanırım bir süre daha ben sessiz kalıp, sadece fotoğrafları konuşturacağım...

26 Ocak 2010

Hatıralar serisine devam...











Az önceki postlarda kafaların karışmasına neden olmuşuz sanki. Biz İstanbul gezimize 4 kişi gittik. Ben ve kocim, kardeşim ve kocisi. Dolayısıyla bizim makineden görüntülenenler genel olarak kardiş ve kocisi... :)

Ayasofya hatırası 2

:)



25 Ocak 2010

Ayasofya hatırası:)

16/01/2010



Ayasofya önünde sıra beklerken...

7 Ocak 2010

çarşaf temizlik zencefil limon martı, martı mı?





Hani grip oldum ya geçen hafta, bana kalsa şimdi evi baştan aşağıya dezenfekte edicem, elimden gelse badana falan da yapıcam. Ne kadar virüs kaldıysa gitsin diye. Dün ne kadar çarşaf, kılıf, battaniye varsa hepsini yıkadım. Kurutması sorun olmayacak olsa yastık yorganları da yıkayacağım. Zaten bu dondurucu soğuklara rağmen evi havalandırıp duruyorum, içeriye iyice temiz hava girsin diye, bir de bu yüzden üşütücez bu gidişle. Bu Cumartesi de perdeleri yıkamayı düşünüyorum... Sanırım kafayı yedim. Gören de başka bir hastalık geçirdim sanır... tövbe tövbe.
Gripten geriye kalan bolca mide bulantısı olunca dün tutturdum da tutturdum illa zencefil alalım diye. Hani iyi geliyormuş ya bulantılara. Dün ilk defa zencefil çayı demledim. Gerçi ona ne kadar çay denilebilirse artık? Kaynar suya bir kaç zencefil parçacığı, biraz limon, bir iki karanfil tamam. Tadı bir şeye benzemese de şifa niyetine içtik artık. Tabi içine atılan malzemeler artırılabilir başka aromalar elde edilebilir elbet. Her şey mümkün. Mide bulantısına iyi geldi mi onu bilemedim.
Canım şu martılarla buluşup onlara simit atmak istiyor...

19 Ocak 2009

Ben burda aklım İstanbul'da












Herşey çok güzeldi!

Rahat geçen bir uçak yolculuğuyla ve bavulumuzun çabucak gelmesiyle başladı herşey. Sabiha Gökçen'den saat başı Taksim'e yolcu taşıyan Havaş otobüsü de fena değildi (dönüş yolculuğu hariç). Çok yoğun sayılmayan trafik sayesinde varacağımız yere vardık.

Ay bavul olayınca gelince arkadaşlar. Fazla birşey almadım yanıma, boşu boşuna stres yapmışım. Aslında ben böyle değildim, ne oldu bana bilmiyorum. Bunalımlardaydım heralde. Neyseki geçti. İki kot, iki kazak gittim geldim. İki çift çizme - hayatımın en büyük yanlışını bile bile yaptım ve topuklu çizmelerimi götürdüm. Bile bile manyaklık yapasım geldi. Kendi kendime kaşındım ve günümü gördüm. Fakat onları yanıma almasaydım belki de uzun zamandır almak istediğim spor ayakkabıları almayacaktım:-) bahanesi oldu ama... aslında taktik değildi bu.

Uçaktan bir indik ben şok geçirdirdim. Vaaay hava ne kadar sıcaaak! Keşke ince ceketimi getirseydim diye söylenmeye başladım. İsviçre'de haftalarca eksilere alıştığımdan, 10 derece hava sıcaklığı neredeyse tropikal gibi geldi bana. Gerçi akşama doğru hafif yağmur çiseleyince ve ertesi gün biraz daha serin olunca hava, kalın ceketimden gayet memnun kaldım.

Bu defa gitmediğim yerlere gidesim geldi. Ama gidip'te uğramadan asla olmaz dediğimiz yerlere de gittik.

Bavulları otele bıraktıktan sonra soluğu ilk Eminönü'nde aldık, karnımızı doyurduk. Daha sonra balıkçıların yakaladıkları mini minik balıkların bulunduğu kovalara bakarak Galata köprüsünden yürüdük. Ben tabi mutluluktan havalarda uçuyordum... Karaköy'de söylemesi ayıp İsviçre'ye getirmek için baklava siparişimizi verdik. Sonrasında aheste aheste İstanbul sokaklarından geçerek İstiklal caddesine vardık. Dilimde "Beyoğlunda gezersin" gibi bir sürü İstanbul şarkısı... bir çok yere girip çıktıktan sonra (en önemli yer tabiki Saray Muhallebicisi) dedik hadi sinemaya gidelim. Ben aslında çok merak ettiğim "Issız adam"ı izlemek istiyordum fakat "Vali" ağır bastı.

Türkiye'de ilk defa sinemaya gitmenin mutluluğunu yaşadım ve izlediğim film İstanbul'da olmama rağmen beni bambaşka yerlere götürdü, memleketime götürdü. Sevdiğim bir çok şeyi bir arada yaşadım. Bol bol ağladım, duygulandım, öfkelendim, hasret çektim...

Sinemadan sonra D&R'a girip, daha önce de bahsettiğim eski türk filmleri arşivimi oluşturmak için ilk adımı attım. Çok mutluyummmm!

Akşama Tarabya'ya gittik. Ben önceleri (çok dertliyken, aşk acıları çekerken, çileliyken, öğrenciyken...) bolca ve severek dinlediğim Cengiz Kurtoğlu'nu dinlemeye gittik. Aşkım'ın tarzı olmasada beni kırmadığı için ayrıyeten mutlu oldum. Yemeğimizi yedik, eğlendik, Ceniz abinin gayet mütevazi biri olduğunu gördük ve otele döndük. Güzel bir akşamdı. Anılarımdan silemeyeceğim kişi ise Gizem'di. Ömrün güzel olsun, hayat sana gülsün ve inşallah yaşam sana bambaşka yollar çizer demek istedim ona.

Ertesi sabah kahvaltıdan sonra merak gidermek için Bağdat caddesinde dolaştık. Ben pek beğenmedim, Aşkım'da beğenmedi. Ben yazın daha güzel olabilecegini düşündüm. Bir Petshop'a girdik. Ben aslında girmek istemiyordum. Sevmiyorum petshopları. Hayvancıkların o haline dayanamıyorum. Bir de şıpsevdiliğim tutar yine diye korktum. Orada on haftalık bir Golden görünce içimin yağları eridi. Yavrum minicik kafeste kurtarın beni burdan der gibiydi. Kıpır kıpırdı. Ona dokunmak, sevmek istedim fakat yasaktı. Daha bir sürü mini mini köpekler vardı. Ve kediler. Görünce hepsini alasım geldi. Keşke kocaman bir evim olsa, ben işe gitmesem, günümü bu hayvancıklarla oymakla, onlara bakmakla geçirsem diye hayaller kurdum. Bir sürü muhabbet kuşu, papağan çeşitleri ve balıklar vardı. En dikkatimizi çekenler beyaz (tahminimce albino) yer sincapları oldu. Ne şirin şeylerdi ya.

Planımızda Mecidiyeköy'e uğramak vardı. Neresi olabilirki. Herkesin anlata anlata bitiremediği Cevahir'e uğradık. Oyalandık biraz. Bir kaç saat içinde her yerini gezmek imkansız zaten. Ama güzel olmuş gerçekten, İsviçre'de bile yok böyle bir yer. Ben beğendim. Orada odaklandığımız yer neresi olabilir sizce? Tabiki D&R. Kitaplara, filmlere, müziklere doyum olmuyor. Servetimi harcayabilirdim orda - servet derken saatlerimi demek istedim:-) O kadar çok kitap alacaktım ki, liste hazırlamıştım. Hepsini buldum gerçi ama biraz mantıklı düşünmeye çalışarak önce evdeki kitapları bitirmek daha uygun olur dedim. Yine de bir tane aldım huyum kurusun. Listede olmayanından. Solmaz Kamuran'ın "Kiraze"yi aldım. Osmanlı cariyeleri kitaplarım gün be gün artmakta.

Mecidiyeköy'e gitmişken Çadır'a gidilmez mi. Hem maç vardı o akşam. Aşkım'ın içi kesin kıpır kıpırdı, gitmek için can atıyordu belkide. Tabi her yer taraftar dolu, millet coşkulu. Karaborsacılar bir yandan, bere atkı satanlar bir yandan, taraftarlar sarı kırmızı giymiş hep bir ağızdan marşlar söylüyor. Ay ben bile coştum ama belli etmedim yahu. Hava soğuk olmasaydı sözümü tutup giderdim ama yine Aşkım fedakarlık yapmak zorunda kaldı ve gitmedik. Ama sözüm söz. Bir dahaki sefere gidicez Aşkım! Aynen anlaştığımız gibi;-)

Sonra Taksim'e gittik tekrar, ben teee yazın gözüme kestirdiğim abiyeyi hala daha vitrinde durduğunu görünce dayanamadım girdim, denedim, beğendim ve aldım. Nerede ve ne zaman giyeceğim ise meçhul. (yine karar veremiyorum hayret bişiy)

Son olarak gecenin o soğuğuna aldırmadan Sultanahmet'e benim aşık olduğum yere gittik. Bir kaç ship shak orada yaptıktan sonra otelimize döndük.

Sabah 9 da havaş otobüsünde yer kalmadığından ayakta gittik. Valla böyle güzel geçen iki gün sonrasında o bile koymadı bana. Ama adamlar yine de daha büyük bir otobüs kaldırsa ölür mü yani. Saat başı kalkıyor bir de otobüsler.

İşte böyle... Dönüş yolculuğumuz yine çok iyi geçti. Bavulumuz yine çabuk geldi ve evimize döndük.

Not: Şu an iş yerinden yazdığım için fotoğraflar akşama kaldı.

Not 2: Fotoğrafların hepsi değil ama çoğu Aşkım'a ait, kendisine teşekkürlerimi iletmek istiyorum. Benim elimin alışması uzun sürecek gibi:-(

19 Eylül 2008

Istanbul 7. ve son Gün 02.08.2008

Istanbul'da geçen son günümüze geldik. Kahvaltimizi Sultan Ahmet'in asagisinda yaptik söylemesi ayip. Daha sonra Gülhane Parkinda turladik biraz. Istanbul'un kokusunu son birkez içimize çektik ve aksama Izmir'e dogru yol aldik. Hersey cok güzel geçtigi, bir aksilik çikmadigi için sevinçliydik. Her tatilin bu sekilde geçmesini diledik.











Istanbul 6. Gün 01.08.2008

Blogum bir gezi bloguna dönüsmek üzere, normalinde her tatilden her ayri gününü eklemem heralde, ama Istanbul olunca ayri. Her günü degerlendirmek için ayri firsat var. Her yeri güzel, adim basi görülmeye deger mekanlar, ortamlar, daha neler neler... En yakin zamanda gitmek istiyoruuum. (yetkililere duyrulur)




Bu gün ilk olarak çamlica tepesine çiktik, artik gezmekten ayaklarima hakikaten kara sular inmisti. Taaa nereden yürüyerek çiktik tepeye. Nedendir bilinmez, biz her yere hep tersinden, en issiz yerinden gidiyorduk. Halbuki hic ters insanlar degilizdir.







Aksama Sultan Ahmetin oralardaydik yine, orasi zaten bana huzur verdi, Sultan Ahmet'e geldik mi eve gelmis gibi hissediyordum kendimi. Aksamlari açik sinema havasinda bir ortam vardi. Ekranda Kemal Sunal'i görünce durupta izlememek mümkün mü? Kanli Nigar filminle keyiflendik biraz.

Istanbul 5. Gün 31.07.2008

Eveeet, nihayet blogum için tekrar zaman ayirabildim. Istanbul maceramizin 5. gününe farkli bir ortamda baslamak istedik ve kahvaltimizi Rumeli Kale Cafe de yaptik. Kahvaltinin ayrintilarina girmeyecegim fakat "müthis"di demeden de geçemeyecegim. Alttaki fotografta görüldügü üzere cafe'nin içinde boydan boya ayna var, kocaman ve o güzelim maviyi yansitiyor, yolun diger tarafinda sahil. Buyrun maviye karsi kahvalti keyfine.
Kahvaltidan sonra Rumeli hisarinda dolastik, eglendik, hopladik, zipladik eski Kara Murat, Battal Gazi filmlerini canlandirip hoooop büyük Ada geçtik :o) Muhtesem bir gündü...





Fayton turlari için bekleyen atlar. Kücük tur 40 YTL, büyük tur 50 YTL idi.








Ramazan Ramazan yazmiyim diyorum ama yazmak istiyorum, aksam otele gitmeden önce otelimizin hemen yakininda, Erol Tas Kahvehanesi'nin karsisinda Telve isminde bir manti evi var. Orada ev usulü mantimizi afiyetle yedikten sonra günümüzü tamamladik.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...