Ebe Sobe Mim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ebe Sobe Mim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Haziran 2011

etek + mim


Ben aslında etek sevmem, çok ender giyerim. Kışın mini kot (kalın çoraplar, çizmeler falan anca öyle), yazın (çoook çok sıcak havalarda, 30 derecenin üstünde) maxi etekler. Çiçeklisini böceklisini giymedim hiç ama şu yukarıdaki var ya, işte onun gibi bir kombin olursa vurulabilirmişim çiçekli eteklere. Ayakkabısından tut, bilekliğine, bisikletinden tut, kumsalına kadar çok beğendim =D hepsini bir arada istiyorum. Evet ya, çok istiyorum.


Ferah Feza'cım mimlemiş beni. Hemen onu cevaplayayım:

Konusu Sabah akşam günün her zamanı dinlesem, bıkmam dediğim bir şarkı idi anladığım kadarıyla. Ben her zamanki gibi tek bir şeye sığdıramam sevdiklerimi, bir kaç tane var, aklıma ilk gelenler şöyle:

Ville Valo feat. Natalia Avalon - Summer Wine (çok güzel ya, çok güzelll)


Shakira - Hips don't lie (fıkır fıkırlığından seviyorum bu şarkıyı, yoksa shakira hayranlığım hiç yoktur ve sevdiğim tek şarkısı da budur)


Kevin Little - Turn me on (fıkır fıkır bir yaz şarkısı olduğundan bıkılmıyor, hatta bunu alarm müziği olarak ayarlamıştım bir zamanlar, sabahları fıkır fıkır oynaya oynaya uyanayım diye, o zaman bıkmadıysa hiç bıkmam demektir =D )

Görüldüğü üzere yaz şarkılarını günün her saatinde dinleyebilir mişim ben.

11 Ocak 2010

haftaya bir ödülle başlamak ne güzel!


Sevgili Ayşelon 'a bana bu GÜN IŞIĞI ödülünü layık gördüğü için çok teşekkür ediyorum! Güzel bir sürpriz oldu benim için! ve hâlâ ödül alabiliyor olmak beni gerçekten mutlu etti ne yalan söyleyeyim:)
Bu ödülün kuralı okumayı sevdiğin 12 blog yazarına ulaştırmakmış. Hemen ulaştıralım öyleyse.
Bir ödül de benden sevdiğim blogculara gelsin:
Rahşan + Ayçi (nedense bu ikisini ayrı tutamıyorum:)
Mesut kıskanmasın :) sen ödülünü zaten almışsın ama bir de gün ışığı ödülü benden olsun
Tebrikler arkadaşlar
:)

19 Kasım 2009

"En"lerin mimi...

Mimlenince kendimi birden baskı altında hissediyorum, sevmiyorum mimleri sanki diyorum ama itiraf etmeliyim ki, mimleri büyük bir keyifle cevaplıyorum:) yani gizliden gizliye seviyorum ben bu mimleri.
Sevgili GeCe'ye teşekkürler!
En son hangi ülke gündemiyle canını çok sıktın?
Ülke gündemi diyecek olursak İsviçre'deki MİNARE İNİSİYATİFİ ile ilgili olan seçimler, bu inisiyatif isviçrede yeni minare yapımına ülke geneli olarak ya hepten yasak konulacak, ya da ortam ve şartlara uygun olduğu sürece yine ülke geneli olarak izin verilecek. Merakla 29 Kasım'ı bekliyoruz. Dünya gündemi denince tabiki domuz gribi. öff artık yeter dedirtti.
En son hangi şarkıdan nefret ettin?
Zor soru, ama sanırım şu her yerde çalan kolbastı müziği mi, şarkısı mı desem...
En son hangi fast food ürününden tiksindin?
Seon'da yediğimiz döner kebap, neyse detaya girmeyelim...
En son hangi sakatatı yedin?
Tavuk
En son hangi yerli şarkıyı beğendin?
Babutsa'nın kıpır kıpır "yanayım" şarkısı evlere şenlik, çok beğendim valla.
En son hangi yabancı sözlü şarkıyı beğendin?
Hmm, korkarım Lady Gaga'nın "Paparazzi" şarkısını beğendim, kendisini her ne kadar beğenmesemde.
En son hangi yerli filmi beğendin?
Nefes: Vatan sağolsun / ve dün yine gördüm eklemeden edemeyeceğim Devrim arabaları'nı da çok beğendim.
En son hangi yabancı filmi beğendin?
En son? hangi yabancı filme gittim ki ben? Buz devri dışında? Blogumdan kopya çekerek bir farklılık olsun diyerek "Iron Man" i beğendiğimi söyleyebilirim.
En son hangi kitabı okudun?
Osman Aysu'nun "Miras" adlı kitabı, keşke daha çok beğendiğim başka bir kitabı okumuş olsaydım.
En son hangi bilgisayar oyununu oynadın?
Bilgisayar? Oyun? aman aman benden uzak dursun, sevmem ben öyle şeyleri...
En son hangi mizah dergisini okudun?
Mizah dergisi okumuyorum ki ben? Hatta son zamanlarda dergi bile okumuyorum :(
En son neyden korktun?
Aklımı yitirmekten, gerçekten! Unutkanlık üst düzeyde şu aralar!
En son kime veya neye küfrettin?
Heralde ya patronuma ya da iş yerindeki gubidik insanlara küfretmişimdir. Gerçi ben pek küfretmem ama. En fazla "geri zekâlı" demişimdir heralde. Ayrıca bu kelimenin telaffuzu için özellikle çalışıyorum. Şu yumuşak â'lar yok mu? vallahi söylemesi çok zor, günde 10 kere "bekâr" demişliğim vardır, neyse bu ayrı bir konu.
En son neyden kaçtın (opsiyonel: koşarak ta olabilir)
Sevdiğim 2 insandan kaçtım, beni üzdükleri için... :(
En sevdiğin 5 film?
Alyazmalım başta olmak üzere bilumum eski yeşilçam klasikleri... Pursuit of Happiness, North & South, Finding Neverland... ya çok fazla ya, liste uzar da uzar, bunların arasında vardır kesin bir kaç tane daha.
En sevdiğin 5 şarkı?
Gloria Estefan'ın "hoy" adlı eseri beni alır alır başka diyarlara götürür. Kevin Lyttle'in "Turn me on" aradan yıllar geçmesine rağmen severim. Tarkan'ın "Asla"sı, Rafet'in "Seni Seviyorum" Sezen'den de sevdiğim bir sürü şarkı var (Sen ağlama, Firuze, Git, Sarı odalar...) biter mi ya, nerdeyse hepsini seviyorum.
öğleden sonra düşülen not:
Bir de "I don't wanna know" vardı ama Mario Winans'ın yorumuyla! Bütün gün bunu düşündüm ya, şimdi aklıma geldi.
En sevdiğin 5 yemek?
Mantı, içli köfte, mercimek köftesi, çiğ köfte (ne çok köfte çeşiti seviyormuşum, normal köfteyi de hiç sevmem) vee patatesin her türlüsünü (ezmesi, salatası, cipsi, kızarmışı) ve sebzeler.
En sevdiğin 5 isim?
Zeynep :) Begüm, Batuhan, Sevde, Kubilay
En sevdiğin 5 oyun?
Ben oyun oynamayı pek sevmiyorum ama arada "sessiz sinema" oynuyorduk çok komik oluyordu ya, tabu buna alternatif olabilir... başka yok, hep yenildiğim için sevmiyorum oyunları:)
En büyük korkun nedir?
Tabiki sevdiğim insanların başına kötü birşey gelmesi.
En nefret ettiğin 5 klişe nedir?
Ne gibi klişe pek anlayamadım ama mesela hayatın içinden diyecek olursak: 1 - kızların cümbür cemaat tuvalate gitmelerine, 2 - bir yere giderken yine bayanların birbirlerine sorduğu "sen ne giyeceksin" sorularına, 3 - erkeklerin maç izlerken küfretmesine, çabuk gaza gelmesine, 4 - evlendikten kısa bir süre sonra çocuk yapmalı mantığına, 5 - ehliyeti yeni almış ergenlerin arabalarında (bu genelde babalarının arabası olur bir de utanmadan hava atarlar) son ses müzik dinlemelerine (ha ben yapmadım mı? ben de yaptım malesef:)) uyuz oluyorum.
Bu mim gerçekten çok uzunmuş ya, bol vakti olan, mim cevaplamayı seven, uzun zamandır blog yazmıyorum, bahanem olsun yazmak için diyen herkes cevaplasın. Ama gerçekten cevaplasın, cevaplayanları da görmek istiyorum:)
SEVGİLER

20 Ekim 2009

Zeynep mimlenince...



Sevgili hemşerim Kirazım mimlemiş beni. Öncelikle belirteyim ki Doriti bu yaz mıncıklayamadığım için çok üzülüyorum, içimde kaldı vallahi. Hani akraba olsa bu kadar mıncıklama arzusu olur bir insanda, bir de bende öyle her çocuğu mıncıklama arzusu da olmaz. Yani onu diyeyim. Öptüm sizi İlkay'cım!

1-Bloguna neden bu ismi verdin?
İsimden de anlaşılacağı gibi, birazcık keyfine düşkün biriyimdir vesselam. Bazı bazı oturur böööyle nasıl yorgunluk atarım diye düşünürüm. İşte bu blog yorgunluğumu, mutsuzluğumu, gerginliğimi attığım yer. Dönüp eski yazılarıma baktığımda geneli keyif aldığım şeyler olduğundan rahatlıyorum, dinleniyorum. Profilimde de yazıdığım gibi "Hayata güzel tarafından bakmak adına, beni mutlu eden şeyleri arşivlemek istedim." ve "Buraya geldikçe dinleneyim istedim" ve nihayetinde kahveyi de sevmemle birlikte A cup of Relax olsun dedim, bir fincan keyif gibi bir şey ben de bilmiyorum. Uyduruk bir isim işte. Ama çok düşündüm doğrusu. Öylesine pat diye verilmiş bir isim değil, ha bir de sırf afilli olsun diye ingilizce olsun istedim =)

Budur =)

2-Blog yazarken star tribiyle istediğin, olmazsa olmaz dediğin şeyler var mı?
2 çift çorap, 3 elbise ve bir permatik dermişim :)
Şaka bir yana düzgün bir Türkçe'yle yazmazsam olmaz. Elimden geldiğince düzgün yazmaya çalışıyorum. En azından imla hatası yapmamak için çok çaba sarfediyorum. Ama insanlık hali işte arada kaçıyor:) ama bu star tribi midir onu bilemedim şimdi:)

3-En son satın aldığın garip şey?
Garip derken? Hatırlamıyorum ama garip olarak kırışıklık kremi diyebilirim belki, çünkü kırışığı olmadan kırışıklık kremi kullanan tek kişi benimdir heralde =) o da her gün kullandığım bir şey değil, hem pahalı zaten. Bu yüzden her gün kullanmıyorum =)

4-Şeker gibi olduğun anlar?
Yaptığım bir şeyden memnun kaldıysam (bunlar genelde yemekler veya kek, pasta, tatlı türü şeyler olur) işte o zamanlar ne yaptıklarımın tadına ne de benim tadıma doyum olur =)

Bir de uykumu almadan uyandırılmamışsam, dinlenmiş ve güne bu yüzden keyifli başlamışsam, güzel bir haber almışsam şeker gibi olurum, etrafımdakileri öpücüklere boğasım gelir o kadar yani =)

5-Arkadaşım artık sormayın şunları dediğin şeyler?
Bebek yok mu? sorusu. Iyyyk gıcık oluyorum ya. Yok işte görmüyor musunuz, olsa görünür heralde dimi? Ne güzel bol rahat kıyafetler giymeye başlamıştım yeni yeni, geçenlerde bir şey giymiştim babam hamile kıyafeti gibi olmuş dedi, o gün bugündür giymiyorum zaten onu, yine darlara döndüm. Piskopat mıyım neyim?

Hâlâ ilk defa görenler var Saçını mı kestirdin? Neden kestirdin? diyor. Kesildiği belli zaten, o soru baştan saçma, peki sebebini napacan gardeşim? Neyseki bu dönemi atlatmak üzerereyim.
Bir de bir yerde bir tanıdık görünce laf olsun diye 7 sülaleni soruyor ya, annen napıyo? şu napıyo? bu nasıl? falan diye, vallahi sırf laf olsun diye soruyorlar ben biliyorum, işte onlara bekçisi miyim, madem çok merak ediyon, yeri belli yurdu belli git kendin sor! diyesim geliyor zaman zaman ama terbiyem müsade etmiyor.

6-Aynaya bakınca gördüğün?
Mecbur kalmadıkça bakmıyorum aynaya, hani işe gitmeyecek olsam hiç aklıma bile gelmeyecek. Baktığım zamanlarda da bazen 1 çift yorgun göz, iltihaplanmadıysa iyidir, ender de olsa dinlenmiş bir surat, sivilce falan yoksa ne âlâ.

Sabahları kalkınca insanın eli yüzü şişer ya, daha dün dikkatimi çekti, şişkin dudaklarım batmaya başladı şu günlerde gözüme, akşama kadar sönmeseler çok güzel olacak=)

Bir de benden 11 yaş küçük olan erkek kardeşimle olan benzerliklerimiz, hem kız hem yaşıma yakın olsa ikiz sanarlardı heralde, o kadar benzetiyorum kendime. Kız kardeşimle de çok benzetenler oluyor ama neyimizin benzediğini hala çözemedim, sanırım yan profilimiz benziyor baya =) işte aynaya bakarken bu kadar çok şey düşünüyor muşum da haberim yokmuş.

7-Kendini okutan blog dediğin?
Sağından solundan reklamlar fışkırmayan, yazdıklarından bir şeyler öğrenilebilen, düşüncelerime, duygularıma hitab edebilen bloglar pek bir güzel okutuyor kendini efendim.

8-Bu blog sahibi/sahibesiyle karşılaşabileceğin yerler?
Hafta içi iş gereği Zürih'te, aslında daha çok Zürih-Aarau otobanında diyebilirim, yani trafik sayesinde neredeyse 2 saatimiz yolda geçiyor :P

Hafta sonu alışveriş merkezleri (Buchs Migros Restaurant, Spreitenbach, Aarau, Glatt Center. Valla pek belli olmuyor İsviçre'de her an her yerde olunabilir)
Eşinin maçları.

Yılda bir defa yani Temmuz sonu veya Ağustos başı mutlaka bir kaç gün Denizli - Forum Çamlık'ta bir yerde sürterken, Çınar'da Candoğan Parkı'nda Zafer gazoz eşliğinde bir tost yerken, veya akşamları Çamlık'ta birşeyler tıkınırken filan görünebilirim;) Hemşerilere duyrulur! =)
Evet, Zeynep mimlenince çenesi düşüyor bazı bazı.
Çilekli Pastam, Pembiş kalemim sıra sende;)

26 Ağustos 2009

Tembel Zeynep, mimler de olmasa kreatifliğin falan kalmayacak


Efendim...
Sevgili Rahşan kardeşim geçenlerde beni de kreatif ilan edip ödüllendirmiştir, kendisine buradan kocaman teşekkürlerimi yolluyorum. Teşekkürün kocamanı olur mu onu da bilmiyorum ama çok teşekkür ediyorum işte!
Fakat bu ödüle layık olabilmem için şart koşmaktan da geri kalmamıştır Rahşan hanım:) nasıl ödülse bu artık=P
Neymiş peki bu koşul?
Sevdiğim 7 şeyi fotoğraflar eşliğinde listeleyecekmişim... hmmm.... sevdiğim şeyi 7 ile sınırlandırmak yetmezmiş gibi, onca fotoğrafın arasından fotoğraf seçmem gerekiyordu. İşin en zor kısmı bu oldu. Ama tabiki seve seve hazırladım listemi.
Buyrun bakalım neleri seviyormuşum ben:
1. Renk renk çiçekleri seviyorum ben...


2. Gezmeyi, değişik yerleri görmeyi çok seviyorum


3. çaktırmasam da resim yapmayı çok ama çok seviyorum


4. Alakaya maydonoz olsa da, karda yürümeyi


5. Fotoğraf çekmeyi seviyorum


6. Ailemi bir arada görmeyi çok seviyorum


7. bir de beni her daim güldürmeyi başaran bu adamı ÇOK seviyorum


Dahası da var :
Jelibonları
Kahveyi
Kumsalı, denizi, güneşi
Yıldızları seyretmeyi
Kitap okumayı, hele bir de sahilde olursa... ohoooo
Bitter çikolatayı
Taze sağılmış sıcak keçi sütünü
Halamın yaprak sarmasını
Türkan Şoray'ı, dolayısıyle yeşilçam filmlerini
Beyaz güvercinleri
Ata binmeyi
Dalından meyve yemeyi
Mor'un her tonunu
İstanbul'un martılarını
Sezen Aksu kadar Orhan Gencebay'ı
bir de
Mecimekli köfteyi
İnanın çok seviyorum!
Olayın bir de mimi devam ettirme bölümü vardı... baktım baktım tanıdığım herkes ödüllenmiş ayol...
ama yine de seyrelen yazılarından dolayı bir kişiyi mimlemek istiyorum
LAL'cim - biliyorum telaşelisin canım ama Nnütfeeennnn:))

11 Mayıs 2009

Ebe sobe mim - Hayal listem

Sevgili Nazo beni mimlemiş ve ben de bu mimi mutlulukla kabul ettim, teşekkür ederim canım. Mim konusu hoşuma gitti, HAYALLERİMİZ. Her ne kadar gerçekçi bir yapıya sahip olsam da, hayal kurmayı seviyorum. Hayal de olsa birşeyler için çaba göstermek, bir amaç, sevdiğin birşey için uğraşmak, hayallerinin peşinde koşmak güzel şey. Multimilyoner bir ailenin çocuğu olsaydım belki de hayal kurmanın ne demek olduğunu bilemeyecektim.
Adı üstünde hayallerimiz, bu yüzden şimdi bırakın beni rahat rahat hayaller alemine dalayım, uçayım birazcık, gerçeklerle yüz yüze gelip hayal kırıklığına uğramam, gökyüzünden düşüp bir kayaya çarpar gibi çarpmaz beni gerçekler, merak etmeyin - paraşütüm var;)

Hmmm nerden başlasam ki?

• 1-2 yıl farklı bir ülkede yaşamak, isviçre-türkiye arasına sıkışmış bir yaşam tarzının dışına çıkmak hayallerimin başında geliyor

• Geniş bahçesinde her çeşit çiçek bulunan, kocaman mutfaklı bir evim olsun

• Evim olmuşken deniz kenarında olsun ve bir çok odanın penceresi panoramik bir şekilde denize baksın, hatta uyanınca denize karşı uyanayım.

• Bir sürü hayvanım olsun, tavşan, kedi, köpek, güvercin veee atlarım olsun. Zamanımın büyük bir kısmını onlarla geçireyim - yoksa ben bir çiftlik mi istiyorum? Hayır hayır! Tavuk, inek olmasa da olur:) At çiftliği ve bir labrador kafi:) Bakabileceğim kadar olsun!

• Dünyanın bir çok köşesini görmek, insanlara olan güvenimin artmasıyla birlikte her milletten insanla iletişim kurmak, değişik hayatlar görmek, öğrenmek

• Elimdeki fotoğraf makinesini daha verimli kullanıp daha güzel fotoğraflar çekebilmek, bu konuda kendimi adım adım geliştirmek

• Evimin büyük bir odası kitaplardan, tuval ve boyalardan oluşsun

• Gün boyu istediğimi yiyip, kilo almayayım ve spor yapmadan sportif ve enerjik olayım:))) Eğer yaşarsam 70 yaşında bile hoppidi hoppidi koşturan çılgın bir nine olayım:)

• Tabi nine olmadan önce vakti zamanı geldiğinde nur topu gibi çocuklarımız olsun ve ben süper babanın, süper karısı, süper anne olayım:)

• Ve cam kenarındaki orkidem artık çiçek açsın yaaa, kaç ay oldu!!!!!

Daha gider bu, ben en iyisi mi bu kadarını paylaşayım…

Ayrıca:

„Sen çevrende olup bitenleri görüp neden diye soruyorsun. Ben ise, asla var olmamış şeyleri hayal ederek neden olmasın diyorum“
George Bernard Shaw


Sevgili Lal, Çilekli Süt, Haydins ve Ayçi sobelendiniz;) dökün bakalım hayallerinizi ortaya, kim bilir belki de sihirli bir değneyi olan biri de okuyordur listemizi:)

12 Şubat 2009

7 ile sınırlı kalamaz





Sevgili Arkadaşım L@L in-out beni bu ödüle layık görmüş. Çok teşekkür ederim canım benim! Bilesinki ben de seni severek, beğenerek takip ediyorum ve
I LOVE YOUR BLOG TOO!!!

Sağ tarafta görüldüğü üzere tıklamadan geçemediğim bloglar var. Şimdi ben bunları beğenmişim sıralamışım oraya. Arasından nasıl 7 tane seçip sıralayayım? vicdan azabı çekerim mazallah! Bir de kuralları varmış:

1. Seni ödüllendiren blog yazarının linkini vermek (ohoo verdim bile)

2. Bu ödülü başka 7 blog sahibine linklerini vererek göndermek (işte buna nanik yaparım)

3. Seçilen blog yazarlarını durumdan haberdar etmek (hay hay!!)

"Gülüm" kelimesini çok seven, samimiyeti ve içtenliğiyle:
Yeniden Doğmak

Adım adım hayatını anlatan üstelik azmine hayran olduğum:
Ferulago

Kocaman yüreğinde herkes için ayrı ayrı bir yeri olan:
MoonSun

Tatlılığı ve şirinliğiyle sempati duyduğum, neşe dolu yazılarıyla:
Pammuk

Kurabiyesi ve Göbüşüyle insanı hayata dair gülümsetmesiyle:
Meripoint

Kendisi soğuk yerde ama kalbi sımsıcak olan:
Haydins

Hiç te bilinçiz karalamayan, taktir ettiğim:
T.U.B.A

Reggae bile yapabilmesinden:o) hoşlandığım çeşitli ilgi alanlarına sahip:
Burcu SezeR

Hem asabi hem tatlı olabilmesini sevdiğim, engin bilgisine hayran olduğum:
Çilekli Süt

Onu gizemli kılan sessizliğini ve ummadığım anda görünmesiyle sevdiğim:
Zamandan Sızan

Moda ile ilgili nerede ne var denilince akan suları durduran:
Salıncakta iki kişi

Bir çok biri gibi benim de sık sık gözetlediğim:
Üfürükten Prenses

Fotoğraflarında görünenden daha fazlasını anlatabilen, insanı içine çeken masalsı bir yer:
Zeynep’in yeri

Her daim canımın çilekli pasta çekmesine sebebiyet veren Paris hayranı ve yabancı dil öğrenme merakıyla tanıdığım:
Çilekli Pasta

"Sakız"ına ve iç sesiyle olan diyaloglarına bayıldığım:
R & A

İstanbul'a olan hayranlığımdan dolayı daha fazla yazmasını dilediğim:
İstannbull

Gittiği gördüğü yerleri arşivleyip bende de gidip görme hissi uyandıran:
Gezzginn

Yine gezmeyi seven bir blog sahibi daha. Gördüğü yerleri harika anlatımı ve sunumyla beğenrek takip ediyorum:
A CUP OF COFFEIN


Hepinize sevgi dolu güzel bir gün diliyorum!!!!

8 Ocak 2009

Mim - İtiraf et! bunu yapmayı kaç kere düşündün?

Bu sabah birileri blogumu kapatıyorum diye birşeyler yazıp beni şoklara uğrattıktan sonra bir de ne göreyim mimlenmişim aynı zamanda.
Böyle şakalar yapma kardeşim, dedim, kalbime mi inderecen? Bahsettiğim kişi değerli arkadaşım Çileklisüt. Mim konusu ise "Kaç kere blog yazmayı bırakıyordunuz?". Ben de peki canım, itiraf ediyorum, diyorum:

Ben... evet ben, daha çiçeği burnunda bir blog yazarı olarak bunu her gün aklımdan geçiriyorum acaba sayfayı kamuya kapatsam mı diye....

Yok canım daha neler! Böyle bir halt işlemeyi daha hiç düşünmedim doğrusu. Çiçeği burnunda derken bir de baktım 6 ayı geçmiş. Olsun. Uzun zamandır, hoppidi hoppidi bi o blog, bi bu blog, forum, şu, bu derken gezinir dururum. Baktım patlamak üzereyim, bir şekilde içimi dökmem lazım, eskisi gibi günlük tutamayacağıma göre (artık böyle şeylere vakit yok anacım), dedim en iyisimi bir blog açayım ben.

Yazılar yorumlara açık olunca bir bakıyorsun hiç ummadığın kişiler tarafından fikir alışverişinde bulunmuşsun. İyi veya kötü. Dedim, sevdim bu işi.

Evet düşünceleri, bilgileri ve özellikle güzel şeyleri paylaşmak. Bu günlük sanal bir günlük olsa da, evde içine karalanan defterlerden daha iyi bunu anladım.

Bazı düşüncelerimde, hayret yalnız değilmişim demek huzur ve zevk veriyor.

Uzaklarda bulunan dostlarım, kardeşlerim bu sayede kafamdan geçenleri, nelerle uğraştığımı istediği şekilde takip edebiliyor.

Arada canım sıkıldığında, neler yazmışım diye bakıp, depresyondan kurtuluyorum. Mesela MUTLULUKLARIM köşesi benim motive köşem, terapi köşem, bu amaçla bana hizmet sunuyor. (kendi kendini motive etme aktiviteleri).

Bazı şeyleri küçük küçük kağıtlara yazıp, her kağıtçığın ayrı yerlerden çıkması durumunu da ortadan kaldırıyor bu blog şeysi. Mesela yemek tarifleri.

Bilgi, Sevgi paylaştıkça çoğalır, acı paylaştıkça azalır ya. Prensibim bu. Blogumdaki yorumları daha hiç onayladıktan sonra yayınlamayı düşünmedim. Hiç başkaları ne der, beni üzer mi, blogumu kapatmama sebep olur, şevkim kırılır mı diye bir kaygım olmadı. İşine gelmeyen uğramaz diye düşündüm. Burası benim çöplüğüm istediğim gibi öterim n'olmuş yani dimi?

Zaten fikir alış verişi için burada olduğumdan blogumu kapatmayı niye düşüneyim a dostlar?

Peki ya siz kaç kere düşündünüz, söyleyin bakim, hm?

Çilekli pastacığım

Rahşancığım ara verdikten sonra.

L@l'ciğim

İlkay'cım

Hadi bakalım top sizde!:-)

16 Aralık 2008

Mim - Makyaj çantalarımızı açalım






Arkadaşım L@l beni geçen hafta mimlemişti ve bu defa benden makyaj çantamı boşaltmamı istedi. Ben de bu görevi seve seve yerine getirmek istiyorum.
Görüldüğü gibi bana makyaj çantası yetmediği için bir makyaj sepetim var. Bakmayın siz o kadar dolu göründüğüne. Yanılgıya düşüp beni boyalı kokona sanmayın, değilim çünkü... Makyaj malzemlerini çok severim ama fazla makyaj yapamam. Bazen içimden gelir şöööyle bir Türkan Şoray makyajı yapmak (kara kara iri gözler ve up uzun kirpikler) gelin görün ki bu hevesim her seferinde göz iltihabıyla son bulur. Önceden böyle bir problemim yoktu, bir senedir nereden çıktı anlamıyorum. Acaba sık sık değiştirdiğim rimel'lerden mi? Bundan bir kaç yıl önce hep aynı rimeli kullanırdım, Maybelline. Hiç birşeycik olmazdı. Şu son yıllarda canım Aşkım sağolsun iş yerine gelen, arkadaşının bu çok güzel, yeni çıktı ve çok kaliteli dediği ürünleri eve getire getire evde bir yığın malzeme oldu benim gözlerim de değişik markaların rimellerini kullanmaktan harap oldu... ühüüüü. Zaten fazla rimel kullanmam üstüne bir de böyle iltihaplanma oldu mu hiç kullanamıyorum. Kaderin cilvesi işte. Tabiki tek sebebi bu mudur değil midir bilemiyorum. Fakat bildiğim tek şey sık sık marka değiştirmemek. Sonuçta insanız yahu. Cildimizi yok şunu deneyeyim yok bunu deneyeyim derken harap etmeye ne gerek var. Memnunsan boşver yeni ürünleri kardeşim, kobay mısın sen?

Neyse, gelelim benim makyaj yaptığım günlerde kullandığım ürünlere. Daha önce Dermalogica ürünlerinden bahsetmiştim. Cildi yağlandırmadığı ve nefes almasını sağladığı için bu markanın Make up'ını ve nemlendiricisini kullanıyorum. Aynı zamanda yine Dermalogica'nın kırışık kremini kullanıyorum. Bu çok gülünç biliyorum. Cildimde henüz kırışık falan yok ama ben bu kremin kokusunu ve dokusunu çok seviyorum. Her zaman göz çevrem için kullanmıyorum, arada sırada dudaklarıma sürüyorum, yumuşacık oluyorlar.

Gelelim Cumartesi günü aldığım son rimele, bu defa Aşkıma getirtmedim, kendim aldım. Fırçası silikon. Markasını unuttum yahu. Sanırım 'Cover Girl' dü. Ya da L'oreal mıydı? Ay hiç emin değilim. Göz iltihabı nedeniyle henüz doyasıya kullanamadım. İyi olup olmadığını bu yüzden söyleyemicem. Bunu ilerleyen günlerde göreceğiz.

Bir de evde onlarca kardeşi bulunan dudak parlatıcım var, beyaz gibi görünüyor ama sürünce şeffaflaşıyor, yani gayet sade. Gün içersinde sık sık tazelemekten bunalıyorum. Bu yüzden çok ender kullanırım ve bu sebepten dolayı parlatıcılarım hiç bitmez, her çantadan çıkar bir tane. Bunun markası kesin Cover Girl. Eminim.

Ve gayet sade renkleri olan L'oreal göz farı (bundan da eminim, L'oreal).

Bunları günlük makyajımda kullanıyorum. Tabi sabahları uyku sersemliğim yoksa, vaktim ve hevesim varsa. Diğer günler sadece yüzümü yıkar çıkarım. Unutmazsam bir de nemlendirici sürerim. Bugün mesela sadece nemlendirici ve make up var yüzümde:-) Bravo bana.

Ben de sevgili Rahşan'ı ve Ferulago'yu mimlemek istiyorum kabul buyururlarsa:-)

L@l'ciğim senin makyaj çantanı merak etmedim sanma. Seni de mimliyorum:-) Sobelemişsin ama yazmamışsın senin cicileri:-)

3 Aralık 2008

Mim / Takıntılarımız



Geçenlerde sevgili L@l'ciğim bu konu hakkında beni mimlemişti. Kendisine teşekkür ediyorum. Hafta sonu kendimi gözlemledim biraz, takıntılarım olmadığını düşünüyordum ama varmış bende de bir takım tuhaflıklar. Aralarında beni korkutanlar da oldu „Aman Yarabbiii bu ben miyim?” dedim:-) Benimkiler takıntıdan çok garip huylar gibi geldi bana. Bazılarından vazgeçsem kendi sağlığım açısından iyi olur heralde:-)

Sınıflandırılabilecek kadar çok takıntım varmış ta haberim yokmuş:

Kıyafet/Alışveriş
Kıyafet deneme korkusuna beğendiklerimi denemeden alır, evde rahaaat rahat denerim olmazsa aynen geri iade ederim. Kesinlikle kabin sırası beklemeyi sevmem. Ama genelde üzerime neyin oturacağını karşıdan bakmayla bilirim.

Bazı kıyafetleri dar alırım (eğer kendi bedenim kalmamışsa ve çok beğenmişsem), giyebilmek için hırs yapıp kilo veririm belki diye ama dolap bekletirim sonra. Hani tersini yapıp bol alsam canım yanmaz, bir gün elbet lazım olur:-)

Geçen Cumartesi çizme manyağı olduğumu keşfettim, anladımki bana her renkte çizme lazım. Şu anda bir gri, 3 siyah, bir beyaz, bir kahverengi, bir koyu bej çizmelerim var – sırada istediğim ise kırmızıııı, mor olsa da güzel olur (hakkatten manyağım haa)

Evde terlik giymeyi hiç sevmem (geçenlerde heves edip aldım ama en fazla 5 dk dayanıyor ayağımda) Hele azıcık topukluysa hiç hiç sevmem. Bir de misafirlikte tuttururlar illa terlik giy diye, buna da ayrıyeten sinir olurum, sebebi var tabi – kıyafetlerime uymaz ve genelde topukludurlar.

Yemek
Buzlu dondurmaları ısırarak yemem lazım – başka türlü tadına varamam ve canım kar kış farketmeden her daim dondurma çeker.

Yaptığım bir yemeği beğenmediysem kimselere yedirmeden hemen ikincisini yaparım, olmayanı daha sonra kendim yerim.

Sabahları mideme mutlaka ama mutlaka birşey indirmem lazım, bir lokma da olsa. Bu gayet normal diyenler olabilir ama birşey derken bu herşey olabilir (varsa çiğköfte, varsa mercimekli köfte, turşu, çikolata, patates salatası, pilav, soğuk yenilebilen ne varsa:-) maksat birşey yemiş olmak. Pis boğazım biliyorum.

Diğer acayipliklerim
Temizlerken kirpiklerim dökülür korkusuna rimel kullanmam. Ancak özel günler ve davetlerde.

Araba kullanırken dikiz aynasına bakmaktan acayip tırsarım, hele karanlıkta (korku filmleri sayesinde).

Küpeler günde en az bir kere çıkartılıp kulak memesi, küpe temizlenmeli.

Ortalıkta gelişigüzel bırakılmış eşyaları göz önünden kaldırmak için yine gelişigüzel dolaplara tıkıştırırım. Önemli olan ortalık dağınık durmasın… (Dolaplarım bu yüzden pek düzenli değildir. Sonra aradığımı da bazen şans eseri bulursam bulurum.)

Diğer takıntılarımdan biri ise evdeki bitkilerim. Her ne kadar özenle baksamda, agucuk etsemde, sevsemde, onların yanında pozitif olmaya çalışsamda bazıları bir türlü canlı durmuyor… Hele bir de pms dönemimdeysem „çiçekler bile beni sevmioooo, kimse beni sevmiooo“ moduna girerim.

Beğenmediğim, daha doğrusu kırık/çatallaşmış olan saç tellerimi yanımda saç için aldığım makasım yoksa tek tek yolarım, hiç acımam (korkunç bir durum biliyorum).

Müzik dünyasındaki takıntım ise, kalın ses tonu olan bayan sanatçılar, misal: Işın Karaca, Sezen Aksu, Ebru Gündeş, Funda Arar, Tony Braxton vs. Bunların ses tonlarını karizmatik bulurum, çok hoşuma gider. Şarıkları da güzelse mest ola ola dinlerim. Taktım bunlara gidiyorum…

Bir de Türkçe’yi düzgün kullanma takıntım var. Yurtdışında yetiştiğimden midir nedendir, anadilimi en iyi şekilde kullanmak için kendimi fena kasıyorum. En azından imla hatası yapmamak için Türk Dil Kurumu ve sözlükler en yakın dostlarımdır. Yani elimden gelenin en iyisini yapmak için çok uğraşıyorum. Buna sebep ise sağolsun memleketteki esnaflardır, ağzımı açtığım an “Almanyalı mısın” sorusu gelir. Bu duruma fitilim abi fitil!

Sanırım bu kadar:-) ve kimseyi mimlemiyorum bu defa.

12 Kasım 2008

Çanta mı bavul mu?


Sevgili İlkay beni mimlemiş. İlk defa mimlendiğimden midir nedir pek bir heyecan yaptım:-)
Bir çok bayan hemen hemen aynı şeyleri taşıyordur heralde çantasında. Benim çantamdakiler bulunduğum duruma göre değişebiliyor, tatile giderken ayrı, tatildeyken ayrı, alış verişe giderken ayrı... Fakat günlük kullandığıma gelecek olursak içindekileri şu şekilde sıralayayım:
  1. Ayna - hiç makyaj tazelemek için kullanmadım, çünkü pek makyaj yapmıyorum (çok üşeniyorum) Bunu yanımda bulundurma sebebim lenslerim uygunsuz zamanlarda bana yan çizerse aynasız kalmayayım diye

  2. Günde mutlaka 3 ile 5 arası meyve tüketmeye çalışırım. Bunlar sabahları işe giderken yanıma aldığım elma ve mandalinalar. Sırf çanta hafiflesin diye gene yenir:-)

  3. İki parçadan oluşan devasa anahtarlıklarım (eşek ve kaplumbağacık), büyük olma sebeplerine gelirsek: çantada iki saat anahtar aramaktan nefret ediyorum

  4. Hangi akla hizmetse beğenerek aldığım beyaz çerçeveli (numaralı) gözlüğüm. Her zaman yanımda bulundurmam aslında bu aralar gözlerim lenslerden dolayı sık sık iltihaplanmaya başladı, yine acil durum söz konusu
  5. Nihayet küçültmeyi başarabildiğim kahve rengi cüzdanım

  6. Bu pembe küçük çantacık ise makyaj ıvır zıvırı için düşünülmüş olabilir fakat ben daha çok yedek lensler, lens damlası (göz nemlendirici), ara ara kullandığım parlatıcı, bayanların malum günlerindeki malum ihtiyaçları ve ne olur ne olmaz ağrı kesici

  7. Alttaki fotoğrafta ise yine lens solüsyonu, kutusu ve gözümdeki iltihaptan dolayı kullandığım göz damlası (ne bitmez tükenmez lens malzemelerim varmış)

  8. Lastik ve toka

  9. Belki ilginç yada güzel kareler yakalarım diye elimden geldiği kadar yanımda bulundurmaya çalıştığım (ve yakında tarafımdan ihanete uğrayacak olan) fotoğraf makinesi

  10. Ajandam, yanımda olmadığı zaman kendimi çok yalnız hissederim

  11. Tabiki cep telefonu, ajandayı bile yanıma alıp bunu evde unuttuğum zamanlar olmadı değil yani:-) çok tuhafım

  12. Kışın gelmesiyle çatlayan dudaklar kurtarıcısı görevini üstlenen dudak "kremim". Elma aromalı, insanın yiyesi geliyor

  13. Bu da iş yerinde turnikelerden geçmek için lazım olan şey "batch". Bunu unuttuğun an iş yerinde bir sürü laga luga başlıyor


En nefret ettiğim şey çantamın ağır olmasıdır aslında hele hele alışverişlerde böyle bir çantayı kesinlikle taşıyamam. Ayol çantayı mı zaptedicem etrafı mı dolaşıcam dimi? Bu yüzden alışverişlerde işime yarayacak ve en önemli şeyleri (cüzdan, cep telefonu) içine alacak büyüklükte yani daha doğrusu küçüklükte bir çanta aldım.

Bende huzurlarınızda Lal arkadaşımı mimlemek istiyorum...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...