22 Aralık 2008

Nostaljik bir hafta sonu





Bu hafta sonu Türkan sultan ve Cüneyt Arkın'a doydum. Baktım yapacak hiç birşey yok oturdum 3 film birden izledim (malesef internet üzerinden). Önce Arım, Balım, Peteğim daha sonra Hayatım sana feda ve son olarak ta Aşk mabudesi.
Bence Türkan Şoray bayanlarda, Cüneyt Arkın ise erkeklerde Türk sinemasının gelmiş geçmiş en güzel, yakışıklı, karizma oyuncularıymışlar. Hollywood starları halt etmiş yanlarında. Türkan Şoray'daki gibi gözler, bakışlar, zerafet kimsede yok. Cüneyt Arkın desen ayrı hoş. Bir kere James Bond'da rol alsaydı yerini kimseler dolduramazdı bir daha.

Eski Türk filmleri. Tadı bir başka. Birbirine benzeyen hikayeler olsa da bunların büyüsü bir başka oluyor yahu. Kırk kere izlesen yine izlenir.
Bu filmlerin aslında kasetleri mevcut annemlerde ama bu devirde video ne gezer. İlk fırsatta sevdiğim, izlemekten bıkamadığım Yeşilçam filmlerinden bir arşiv oluşturacağım, mümkün olduğu kadar orjinal dvd'ler bulmaya çalışacağım. Biraz zor olacak gibime geliyor, göreceğiz artık.

16 Aralık 2008

Coştum bugün bir post daha

Neler mi yapıyorum?


Bir kitabı bitirmek bu kadar vaktimi almamıştı epeydir. E tabi her yere koşturursan her şeye fırsat bulamazsın.
Karar verdim, ben Ayşe Kulin'in kitaplarına bayılıyorum. Birbirinden farklı hikayeler, birbirinden farklı karakterlerler, hangi konuda olursa olsun büyük bir ustalıkla yazdığını düşünüyorum.
Fakat bu kitap bana bir numara büyük geldi. Hikaye güzel olmasına çok güzel ama arada sık sık eski Türkçeden terimler bulunuyor ve ben ki yeni Türkçe'ye anca alışmış biri olarak o kelimelerin ne anlama geldiğini düşünmekten bir türlü hikayenin akıcılığına ulaşamadım. Gerçi şimdi alıştım, önemli olan konuyu anlamak, detaylarda takılı kalmamak. Olaylar şu anda baya baya sürüklemeye başladı beni. Mehpare çocuğunu doğuracak mı, Kemal sağ salim geri dönecek mi? Behice hanım da hamile. Kızları nasıl bir tepki gösterecek acaba? Türkiye işgalden kurtulurken kimleri feda edecek... Azra hanım'a ne olacak?

Merak ediyorum, okumayı hızlandırmam lazım.


Bu aralar her yere yetişme çabasındayım. Uzun zamandır bitirmeyi hedeflediğim fakat bir türlü fırsat bulamadığım 1000 parçalı Puzzle'ım hüzünlü bir şekilde bitirilmeyi bekliyor.
Daha önce heves edip (hiç işimiz gücümüz yokmuş heralde) 3000 parçalı bir Puzzle almıştık. 4 ayda bitirdik, ben Puzzle yapmayı çok sevdiğim halde bitirinceye kadar çeşitli bunalımlar geçirdim ve sonrasında aman Puzzle mı tövbeler olsun dedim. Dedim demesine de bakın hiç sözümde durmuş muyum. Anladım ki bu da bir tür hastalık. Anne Geddes resimlerine hayran biri olarak 500 parçalı bebişli Puzzle almıştım. Bu da bir hafta dayanmadı bitti. Hevesimi tam alamayınca kalktım bunu aldım. Kaplanlı falan çok hoşuma gitti, gece de parlıyor.
Kaç ay oldu bu Puzzle'a başlayalı, kaç kişinin eli değdi (ortalıkta durursa tabi değer) Şimdi ise kaç parça eksik acaba merakıyla devam ediyorum. Bakalım bitirmek ne zamana nasip olacak ve kaç parça eksik çıkacak. Bu bitince ne alacağıma karar verdim bile. Uslanmam ben biliyorum.

Mim - Makyaj çantalarımızı açalım






Arkadaşım L@l beni geçen hafta mimlemişti ve bu defa benden makyaj çantamı boşaltmamı istedi. Ben de bu görevi seve seve yerine getirmek istiyorum.
Görüldüğü gibi bana makyaj çantası yetmediği için bir makyaj sepetim var. Bakmayın siz o kadar dolu göründüğüne. Yanılgıya düşüp beni boyalı kokona sanmayın, değilim çünkü... Makyaj malzemlerini çok severim ama fazla makyaj yapamam. Bazen içimden gelir şöööyle bir Türkan Şoray makyajı yapmak (kara kara iri gözler ve up uzun kirpikler) gelin görün ki bu hevesim her seferinde göz iltihabıyla son bulur. Önceden böyle bir problemim yoktu, bir senedir nereden çıktı anlamıyorum. Acaba sık sık değiştirdiğim rimel'lerden mi? Bundan bir kaç yıl önce hep aynı rimeli kullanırdım, Maybelline. Hiç birşeycik olmazdı. Şu son yıllarda canım Aşkım sağolsun iş yerine gelen, arkadaşının bu çok güzel, yeni çıktı ve çok kaliteli dediği ürünleri eve getire getire evde bir yığın malzeme oldu benim gözlerim de değişik markaların rimellerini kullanmaktan harap oldu... ühüüüü. Zaten fazla rimel kullanmam üstüne bir de böyle iltihaplanma oldu mu hiç kullanamıyorum. Kaderin cilvesi işte. Tabiki tek sebebi bu mudur değil midir bilemiyorum. Fakat bildiğim tek şey sık sık marka değiştirmemek. Sonuçta insanız yahu. Cildimizi yok şunu deneyeyim yok bunu deneyeyim derken harap etmeye ne gerek var. Memnunsan boşver yeni ürünleri kardeşim, kobay mısın sen?

Neyse, gelelim benim makyaj yaptığım günlerde kullandığım ürünlere. Daha önce Dermalogica ürünlerinden bahsetmiştim. Cildi yağlandırmadığı ve nefes almasını sağladığı için bu markanın Make up'ını ve nemlendiricisini kullanıyorum. Aynı zamanda yine Dermalogica'nın kırışık kremini kullanıyorum. Bu çok gülünç biliyorum. Cildimde henüz kırışık falan yok ama ben bu kremin kokusunu ve dokusunu çok seviyorum. Her zaman göz çevrem için kullanmıyorum, arada sırada dudaklarıma sürüyorum, yumuşacık oluyorlar.

Gelelim Cumartesi günü aldığım son rimele, bu defa Aşkıma getirtmedim, kendim aldım. Fırçası silikon. Markasını unuttum yahu. Sanırım 'Cover Girl' dü. Ya da L'oreal mıydı? Ay hiç emin değilim. Göz iltihabı nedeniyle henüz doyasıya kullanamadım. İyi olup olmadığını bu yüzden söyleyemicem. Bunu ilerleyen günlerde göreceğiz.

Bir de evde onlarca kardeşi bulunan dudak parlatıcım var, beyaz gibi görünüyor ama sürünce şeffaflaşıyor, yani gayet sade. Gün içersinde sık sık tazelemekten bunalıyorum. Bu yüzden çok ender kullanırım ve bu sebepten dolayı parlatıcılarım hiç bitmez, her çantadan çıkar bir tane. Bunun markası kesin Cover Girl. Eminim.

Ve gayet sade renkleri olan L'oreal göz farı (bundan da eminim, L'oreal).

Bunları günlük makyajımda kullanıyorum. Tabi sabahları uyku sersemliğim yoksa, vaktim ve hevesim varsa. Diğer günler sadece yüzümü yıkar çıkarım. Unutmazsam bir de nemlendirici sürerim. Bugün mesela sadece nemlendirici ve make up var yüzümde:-) Bravo bana.

Ben de sevgili Rahşan'ı ve Ferulago'yu mimlemek istiyorum kabul buyururlarsa:-)

L@l'ciğim senin makyaj çantanı merak etmedim sanma. Seni de mimliyorum:-) Sobelemişsin ama yazmamışsın senin cicileri:-)

Madagaskar 2 ile keyifli dakikalar





Dün akşam iş dönüşü Madagaskar 2'yi izleyelim dedik. Ne de iyi etmişiz, deşarj oldum resmen. Sinema zaten yol üstünde ve Pazartesi günleri fiyatlar daha uygun oluyor. Benim açlık krizimi geçirdikten sonra keyifli dakikalar başladı.
Madagaskar'ın ilk bölümünü de sinemada izlemiştik. Adamlar aynı atmosferi ikinci bölümde de yakalamışlar. Ben bu bölümü ilkine göre biraz daha duygusal buldum. Arkadaşlık dostluk her zaman ön plandaydı. İlk bölümle güzel bağlantılar yakalamışlar, bence izlemeyenler ilk bölümünü izlesin de gitsin 2'ye.

Hikaye dört arkadaş'ın (aslan, zebra, su aygırı ve zürafa) New York hayvanat bahçesinden kaçmasıyla başlıyor...

Böyle kaliteli çizgi filmler artık sadece çocukları değil büyükleri de aynı şekilde etkiliyor. ICE AGE 3'ü sabırsızlıkla bekliyorummm.

Ah çocuk olmak ne güzelll!

11 Aralık 2008

Çok sevdim, lütfen devam etsin!!!

Ben normal şartlarda dizi takip eden, edebilen birisi değilim. "Ah birazdan dizim başlicak" çayımı demliyim, çekirdeğimi alayım oturup bir güzel dizi keyfi yapayım triplerine giremiyorum. Keyif aldığım dizi sayısı yok denilecek kadar az. Hatta yok. Yapmacık zengin aile, süslü püslü boyalı hatunlar, bazısı fakir olur fakat aynı elbiseyi iki defa üst üste giymez... yok mafyasıdır, polisidir, doktorudur, aşiretidir bilmem nesidir bana itici geliyor.

Bazen olur çok sevdiğim bir dizi yayına başlar, beğenmişimdir, bağrıma basmışımdır ama gözü kör olası zaman herşeye yetmiyordur, keyif yapmama da böylelikle fırsat vermiyordur... Ya da dizi olağanüstü ratingler kırmadığı için yayından kaldırılıyordur. Böyle bir kısır döngü söz konusu yani.

Her diziyi takip edemem ben. Karakterler, oyuncular ve senaryo çok samimi gelmesi lazım bana. Gerçekçi olması lazım. Beni memleketimin sıcak insanlarıyla buluşturması lazım. Ama abartıya kaçmaması lazım.

Ben bu samimiyeti Canım Ailem dizisinde rol alan usta oyuncu Uğur Yücel (Samim), işte ben buyum diyen Şebnem Bozoklu (Meliha) ve tabiki tabiki kiiiim...? Bende uzun zamandır çok yakın bir dostummuş hissi uyandıran Ezgi Mola (Feride) da gördüm!!! Ve senaristten tek ricam, lütfen konuyu dandirikleştirmeyin! Çorba gibi bulandırmayın. Bu kadar güzel oyuncuları bir araya toplamışken, ele fırsat geçmişken, herkes sıcak bir aile dizisi arayışı içerisindeyken oturun güzel güzel senaryolar hazırlayın. Beni deli etmeyin, kafamın tasını attırmayın. Ben Meliha ablama bayıldım, beni onun repliklerinden mahrum etmeyin. Feride zaten benim yakın dostum gibidir, beni ondan uzak tutmayın. Adam gibi birşeyler yapın senaryo sorununuz olursa beni arayın... (Bu açık mektup gibi oldu, bu kadar yazmışken atv'ye de bir mail atayım tam olsun) .

İşte böyle, bazen kendimi kaptırıveriyorum. Ne olmuş ki haftanın bir günü de ben mutlu mutlu, keyif yapa yapa bir tanecik dizi izlesem?


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...