Geçenlerde ya televizyonda duydum, ya da bir yerde okudum, hiç hatırlamıyorum nereden aklımda kaldığını, (kafamın içinde yoğun trafik olduğundan, çekmecelere yerleştiremiyorum bu aralar gördüklerimi duyduklarımı) uzun lafın kısası, diyordu ki:
"İstanbul'u sevmek istiyorsan, turist gibi yaşamanın yollarını bulmalısın."
Ya da bunun gibi birşeydi işte. Hatırlayan varsa bana da hatırlatsın lütfen :) Sonra düşündüm ben bu güzel sözün üzerine, bu sadece İstanbul için geçerli olamazdı elbette, dünyanın neresinde yaşarsan yaşa, hayatın monotonlaşmışsa, her yerde sıkılırsın bence.
Bu yüzden güzellikleri, değişik şeyleri görmek için illa ülkenin / dünyanın diğer ucuna gitmek gerekmiyor. İnsana hep ulaşması zor olan yerler mi cazip gelir bilmem ki. Bazen burnumunzun ucundaki şeyleri görmezden geliyoruz, ya da "aman zaten şurası, her zaman gidilir" diyor ve hiç bir zaman gitmiyoruz :) Ben çok duydum, Denizli'de yaşayıp, Pamukkale'yi görmeyen, Antalya'da yaşayıp denize girmeyen, İsviçre'de ömrünü tüketip, bir kez olsun dağlara çıkmayan. Bu örnekler çoğaltılabilir.
Yani, bundan sonra turist gibi takılıcam, deliye her gün bayram misali, ben de her gün turist olurum ne var yani :)
Tez zamanda önce evime, sonra iş yerime en yakın müzeyi görmeye gideceğim :) Taşıması çok güç olsa da, fotoğraf makinamı da yanımdan ayırmayacağım. Her yerde Japanese'ler gibi dolaşıcam bundan böyle.
***
Resim:
Osman Hamdi Bey
"Saçlarını taratan kız"



