10 Aralık 2011

döndüm ben küba'lardan :)


Neyi nerden başlayıp nasıl anlatsam bilemiyorum ki...

Küba'daydık 12 gün. Bol maceralı, şaşırmalı, eğlenceli, gezmeli, tanışmalı geçti.
Hayatımın dersini öğreneceğimi bilmeden gittiğim bir ülke,
Silkinip kendime gelmemi sağlayan bir ülke,
Hayatıma yeni bir bakış açısı daha kazandıran bir yaşamı barındıran bir ülke olarak anılarımda kalacak Küba.

Şimdi ben anlatmaya nereden başlayıp hangi fotoğrafı ne zaman nasıl paylaşacağımı bilmeden sadece buradayım demek için uğradım hemen.

Aradan aceleyle seçtiğim bir kaç Havanna fotoğrafını ekleyip kaçıyorum.





Görüşmek üzere :)

22 Kasım 2011

canım'a yaptığım hediye


Acrilik boya ile kısıtlı zaman içersinde yaptığım nostaljik kız kulesi.
Gökyüzünde ve denizde gümüş boya, kırmızılıkların üzerinde altın rengi var, fotoğrafta canlısı kadar iyi gözükmüyor.

İlk defa böyle bir çalışma çıktı elimden, ebatları yaklaşık 50 x 70, keşke daha büyük olsaydı, diye düşündüm sonradan. Biricik kız kardeşim için doğum günü hediyesi olarak dün teslim ettim heyecanla, hediye almaktan çok vermesi mutlu ediyor beni, sırf gözlerdeki o parıltıyı görebilmek için :)

Son zamanlarda yaptığım resimlerin en güzeli en anlamlısı buydu. Diğerlerini de ilerleyen günlerde paylaşmayı düşünüyorum.

Acrilik boya ile çalışması zormuş, renkleri tutturmak kolay olmuyor, hiç de okulda öğrendiğimiz gibi sarı ve maviden yeşil, mavi ve kırmızıdan mor çıkmıyor ortaya. Bu konuda biraz eğitim almam lazım, sanırım tatil sonrası ufukta bir kurs görünüyor yine. Geçen kursta yağlı boyayı denemiştim, bu sefer acrile yoğunlaşmayı düşüyorum. Böyle işte.



21 Kasım 2011

örgü atkılar

Şu anda, tam şu an ve bu soğukta yapabilmeyi en çok dilediğim şey örgü örebilmek... Tığla zincir çekmekten başka bişey bilmiyorum malesef. Keşke öğretebilecek birileri olsaydı yakınımda... Ne güzeller:












Fotoğraflar: Google, Dawanda, Etsy



18 Kasım 2011

karışık - kitap - çorba - hazırlık

Çok karışık şeyler olabiliyor bazen hayatta, insana nasıl davranması gerektiğini şaşırtan şeyler. Hangi davranışın doğru, hangisinin yanlış olduğunu ayırt edemediğin zaman dili. Sancılı. Sıkıntılı. Çaresiz. Kalp ağrılı. Bol dualı. Ama çok zor. Kimsenin yaşamasını dilemediğim zaman dilimi. 

Oyalanabileceğim yığınla şeyim var. En son okuduğum bir kitap vardı, kısa evlilik hikayelerinden oluşan, ara ara çıkarıp okuduğum. Bitti o kitap. Keşke içinde daha çok hikaye olsaydı diye düşündüm. Sonra da eşimin baş ucuna koydum kitabı. O da okusun diye. Bahsettiğim Sema Maraşlı'nın Eşimin eşi yok kitabı. Arkasında yazdığı cümle her şeyi açıklıyor: yangının hikayesini değil, yangına sebep olan kıvılcımın hikayesini yazdım, gülün hikayesini değil, gülü yeşerten suyun hikayesini yazdım diye. Minik minik hikayelerden, minik minik detaylardan, kocaman mutluluklar elde edilebilmesi için ip uçları var. Farkında olunmayan şeyler genelde.
Kitabın ilk sayfalardan itibaren tüm yapraklarının bir bir dökülmesi dışında (yayın evi hatası mı desem ne desem) içeriğini çok beğendim. 



Bu aralar bol bol çorba yapıyorum, kısıtlı zamanıma rağmen hep kendim yapmaya çalışıyorum. Zaten bir çok şeyi hazır tüketiyoruz, bari çorbalar ev yapımı olsun. Elime ne geçerse, hangi malzeme varsa evde onlarla yapıyorum bişeyler, mercimek çorbası favorim, sebzeli. Bol bol C vitamini gerektiren bu soğuk günlerde biberi eksik etmiyorum çorbalardan. Eğer bir gün evde birileri biberden nefret ederse bu tamamen benim suçum olacaktır. Büyük küçük demeden bu çorbadan içeceksin diye peşinden koşuyorum herkesin, tek derdim, kimse hastalanmasın, mideye sıcak şeyler girsin.

Kısa süreliğine tatile gidicez. Uzaklara. En son 4 sene önce gitmişiz uzağa. Bakalım bu defa bizi neler bekliyor. Heyecanlıyım biraz. Bir aksilik çıkar mı diye de tedirgin. Evden çıkmadan önce yine yapılması gerekenlerle meşgul kafam. Allah bana güç kuvvet versin :)




14 Kasım 2011

umut

her zaman umut vardır
kırıntı kadar da olsa
yitirilmemesi gereken


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...