Çok karışık şeyler olabiliyor bazen hayatta, insana nasıl davranması gerektiğini şaşırtan şeyler. Hangi davranışın doğru, hangisinin yanlış olduğunu ayırt edemediğin zaman dili. Sancılı. Sıkıntılı. Çaresiz. Kalp ağrılı. Bol dualı. Ama çok zor. Kimsenin yaşamasını dilemediğim zaman dilimi.
Oyalanabileceğim yığınla şeyim var. En son okuduğum bir kitap vardı, kısa evlilik hikayelerinden oluşan, ara ara çıkarıp okuduğum. Bitti o kitap. Keşke içinde daha çok hikaye olsaydı diye düşündüm. Sonra da eşimin baş ucuna koydum kitabı. O da okusun diye. Bahsettiğim Sema Maraşlı'nın Eşimin eşi yok kitabı. Arkasında yazdığı cümle her şeyi açıklıyor: yangının hikayesini değil, yangına sebep olan kıvılcımın hikayesini yazdım, gülün hikayesini değil, gülü yeşerten suyun hikayesini yazdım diye. Minik minik hikayelerden, minik minik detaylardan, kocaman mutluluklar elde edilebilmesi için ip uçları var. Farkında olunmayan şeyler genelde.
Kitabın ilk sayfalardan itibaren tüm yapraklarının bir bir dökülmesi dışında (yayın evi hatası mı desem ne desem) içeriğini çok beğendim.
Bu aralar bol bol çorba yapıyorum, kısıtlı zamanıma rağmen hep kendim yapmaya çalışıyorum. Zaten bir çok şeyi hazır tüketiyoruz, bari çorbalar ev yapımı olsun. Elime ne geçerse, hangi malzeme varsa evde onlarla yapıyorum bişeyler, mercimek çorbası favorim, sebzeli. Bol bol C vitamini gerektiren bu soğuk günlerde biberi eksik etmiyorum çorbalardan. Eğer bir gün evde birileri biberden nefret ederse bu tamamen benim suçum olacaktır. Büyük küçük demeden bu çorbadan içeceksin diye peşinden koşuyorum herkesin, tek derdim, kimse hastalanmasın, mideye sıcak şeyler girsin.
Kısa süreliğine tatile gidicez. Uzaklara. En son 4 sene önce gitmişiz uzağa. Bakalım bu defa bizi neler bekliyor. Heyecanlıyım biraz. Bir aksilik çıkar mı diye de tedirgin. Evden çıkmadan önce yine yapılması gerekenlerle meşgul kafam. Allah bana güç kuvvet versin :)