6 Ekim 2009

gecen yil bu zamanlar...

ne arabesk bir başlık=)
ama ne yapmışım, neler yapmışız biz geçen yıl bu zamanlar fotoğraflarla hatırlamak istedim, bir nostalji yapayım dedim:

Bulutların üstünde uçmuşum...



Hayalet bir kadınla yan yana durmuşum...
En güzel gün batımına şahit olmuşum...


Kumullarda yürümüşüm...


Bir sürü muz ağacı görmüşüm...


devamı gelecek...



gitmiyorum ama dönecegim*)

önce bi güzel silkelenip...

sonra bi güzel enerji depolayıp...

dönmem lazım

evet evet!

döneceğim!

=)

2 Ekim 2009

Sonbahar ve içimde birikip taşanlar

Severim ben sonbaharı, hele bir de güneş yüzünü gösteriyorsa. Sarı sarı yapraklar böyle altınımsı olur. Ormanın içindeysen ve yürüdükçe yaprakların hışıltısı bozar sükuneti, gökyüzüne çevirince bakışlarını, güneş gözlerini kamaştırıyorsa ne güzeldir o sonbahar. İçini ısıtır aslında, yazın ardından gelen dinginlik karıştırılır çoğu zaman hüzünle... ama ben severim sonbaharı. Hele bir de güneş ısıtıyorsa insanın içini.

Şu günlerde yine yeni arayışlar içinde buluyorum kendimi. Düşünmekten yorgun düşüyorum. İnsanların birbirlerini yanlış anlamasından sıkılıyorum. Yanlış anlaşılmaktan sıkılıyorum. Herkesin kendinde "bebek getirin artık" deme hakkına sahip olduklarını düşünmelerine sıkılıyorum.

İş değiştirme planları içersindeyim bu aralar. Gerçi bir senedir oyalanıyorum, ya da beni oyaladılar diyelim. Salı günü dosyalarımı yolladım, şu an cevap bekliyorum. Bu bekleme süreci çok sancılı oluyor. Gece rüyama da girdi: "Mülakata son dakikada hazırlıksız çağırılıyorum, kırmızı eski Toyota Corollam bozulup duruyor (şu an yok böyle bir arabam nerden peydah olduysa), park yeri bulamıyorum, buluyorum parka girerken araba durmuyor bir türlü, frenleri tutmuyor, üstüm başım düzgün olmuyor, takım elbisemi tamamlayan ceketimi unutuyorum arabada, geri dönüyorum onu alıyorum, bu defa çantamı unutuyorum, geri dönüyorum çantamı alıyorum. Park yerleri binanın üst katında olduğundan ulaşmam gereken kata kadar merdivenler in in bitmiyor, asansörler gelmiyor, hatta yok oluyor, ulaştığımı sandığım orta kata iniyorum, o da ne? bir kat daha inmek zorunda kalıyorum çünkü her yer değişmiş. Ortam kalabalık, insanlar önümü kesiyor, ayaklarım ağırlaşıyor, hızlı ilerleyemiyorum bir türlü, randevuya iki dakika kalmış ve o an benim için her bir saniye önemliyken karşıma türlü türlü aksilikler çıkıyor..." derken sıkıntı içinde uyanıyorum.

Gözüm dakka başı telefonda. Çalsa bir türlü çalmasa bir türlü. "Hakkımızda hayırlısı" diyorum yine yanlış anlaşılıyorum. "Adaklar adıyorum", "müjdem var" diyorum yine yanlış anlaşılmaktan korkuyorum. 3 yıldır evliyiz diye herkesin her işimizi bebeğe bağlaması sinirlerimi bozuyor. Herkes kendi hayatına baksa iyi olacak, ama kalp kırmaktan da korkuyorum, bir gün açacağım ağzımı yumacağım gözümü sonra suçlu yine ben olacağım.

Eski kafalı insanlar var, yıllardır Avrupa görmüş ama zihniyet tamamen "eski hamam eski tas" Ben de mi ilerde böyle olucam acaba derken buluyorum bazen kendimi. Aman Allah korusun diyorum sonra.

İçim dolmuş taşmış resmen. Aslında anlatmadığım ama beni üzen daha çok şey var, onları bari kendime saklayayım. Neyse bu kadarınla bile biraz rahatlar gibi oldum:) İşte hayat, tüm bunlara rağmen seviyorum ben sonbaharı. Bana huzur veren zaman dilimidir kendisi.

25 Eylül 2009

günler su gibi akıyor

Bazen ne yapıyoruz da bu kadar yoruluyoruz, niye yoğunuz deyince.....

Bir haftadır neler yaptığımızı düşündüm:

18/09/09
Cuma akşamı: Maç (Futbol)
Cumartesi: Bayram temizliği, alışverişi, telaşı
Pazar: Bayram, gece 11 e kadar 11 kapı bayram ziyareti
Pazartesi akşamı: Bayram ziyareti devamı
Salı akşamı: Maç (Futbol), Pilates
Çarşamba akşamı: Anne Baba üç ay sonra TR'den döndü, havaalanından almaya gidildi, hasret giderildi
Perşembe akşamı: Eniştenin doğum günü kutlandı

25/09/09 (bugün)
Cuma akşamı: Maç (Futbol), Toplantı

vs. vs.

Sabah 6 buçukta evden çıkıp
Akşam 10 dan sonra eve dönmelerle geçiyor günler...

çabuk çabuk...

hızlı hızlı...

AMA iyi!

17 Eylül 2009

Bayram öncesi notlar

Sessiz kaldım biraz ama buralardayım. Ramazan dolayısıyla bloguma fazla vakit ayıramadım, önemli değil telafi ederim nasıl olsa.

Her Ramazan'da olduğu gibi bu Ramazan'da da bol bol yemek bloglarını gezdim. Bu aslında nefse eziyet gibi birşey oluyor ama başka türlü de fikir edinemiyorum. Fazla değişik şey denemeye fırsatım olmadı işten güçten dolayı. Yine de bir iki şey var ilk defa veya ikinci defa denediğim. Fakat fotoğraflarını henüz çekmediğim için bazılarını bir kez daha deneyip hem tarifi yazıp hem de fotoğraflarını paylaşmayı düşünüyorum.

Mesela ilk limonata yapışımın ardında yatan hikaye şöyle:

Bendeniz mutfakta akşamki iftar daveti için yemek hazırlamaya çalışırken arka fonda televizyonun sesi kulaklarıma takılıp duruyordu (güya müzik kanalı, reklamdan geçilmiyor); hangi markanın limonata reklamıdır bilmem, adamın biri reklamda "limon limon olalı böyle çok sevilmedi" naraları atarken benim canım feci şekilde soğuk limonata çekti haliyle. Günah be günah, böyle reklam koyulur mu güpegündüz. Gelin görün ki evde ne yeteri kadar limon var ne de şu gurbet ellerde şöyle damağıma uygun limonata satan bir yer. Halbuki ben limonatayı da pek sevmem, yani aramam. Orucuz ya, canımız en olmadık şeyleri çekiyor. Neyse ertesi gün limon aldırdım ve böylelikle başarıyla sonuçlanan ilk limonatamı yapmış oldum.

İlk babagannuş hikayem:

Kardeşe iftara gidilir, köşede duran mezeler kitapçığı görülür, ertesi gün verilecek olan iftarda iftariyeliklerin yanında soğuk birşeyler olsun istenir ve evde malzemeleri mevcut olan bir tarif bulunur ki bu da babagannuş'tur, adı da tadı da hepimizin hoşuna gitti. Yalnız internette gördüğüm tüm babagannuş tarifleri yoğurtlu ve sarımsaklıydı, benim bulduğum tarif ise salçalı ve sarımsaksız. Ama nefisti, bunu da bir köşeye yazmam lazım.

Acılı ezme hikayem:

Acılı şeyleri seven ben, İzmir'de İsviçre'ye dönmeden önceki gece yediğimiz acılı ezmeyi unutamıyordum. O günden beri onu yapmayı aklıma koymuştum. Yaptım da. Onun da tarifini unutmamak, kaybetmemek adına koysam iyi olur. Gerçi benim dışımda ayılıp bayılarak yiyen pek olmadı ama olsun, kendim yapar kendim yerim:) Ama yanında eksik olan lavaş ekmeği ve tereyağıydı...

Başka neler vardı unuttum. Tatlıların ise anlatılacak hikayesi yok. Hepsini beğendim yaptım:

İrmikli havuç tatlısı
Dolgu kek
Tiramisu

Görüldüğü gibi şerbetli tatlılarla hiç aram yok.

Bu arada anneler, teyzeler, halalar Nnnnütfeeeen vazgeçin artık her bayram her bayram tepsi tepsi baklava yapmaktan, biraz değişiklik yapın, sütlü tatlılara falan yönelin accık yahu, en az on ev geziyorsak hepsinde de baklava ikram ediyorlar... :/ bünye bir yerden sonra kaldırmıyor.

Ayrıca herkese şimdiden şeker gibi, baklava tadında eş dostla beraber nice güzel Bayramlar diliyorum!!!
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...