27 Şubat 2009

Hayalperest realist

Hayallerim vardı benim,
dile getirdiğim.
Hayalimin içinde yeşil vardı, mavi vardı, sanki turkuaz bir sevdaydı.
Dizelere dökmüştüm hayalimdeki yolculuğu.
Sevgilimle çıkmıştım yola.
Diyorduk Akdeniz biz geldik MERHABA!
Önce Antalya'nın o büyülü şelalelerini gezmiştik doyasıya.
Düden, Kurşunlu, Manavgat...
Evet
Oralara kadar varmışken Side'ye gidiyorduk Manavgat uğruna.
Daha önce hiç görmemişim gibi sevinç çığlıkları içinde izliyordum akan suları.
Sanki yüreğime akıyordu o şeffaf damlacıklar.
Temizliyordu adeta kalbimdeki olumsuz duyguları. Yok ediyordu...
Şelalelerin büyüsünden zar zor uyanıp devam ediyorduk yolumuza.
Belek, Konyaaltı derken varıyorduk çakıl taşlarına, berrak sularına sevdalandığım Kemer kıyılarına.
Aldırmadan güneşin kızgınlığına.
Omuzlarımız yanıyormuş kimin umurunda.
Bilen bilir Kekova'nın efsunlu havasını
Yeşilimsi berrak suların içine gömülen taşlar, mezarlar...
Bir insanı neden etkiler ki bu kadar?
Oturup dinlesen sanki birşey anlatacaklar.
Mavi sulara olan aşklarından bahsedecekmiş gibi duran taşlar.
Akdeniz bu, hangi kıyısına gitsen yeşili ve mavisiyle kucaklıyor insanı.
Yollarda gördüğün pembe zakkumlarıyla evet doğru yerdeyim dedirtiyor adeta.
Takip ederken onları varıyorduk Fethiye Ölüdeniz'e.
Çıkıyorduk Babadağa.
Açıyorduk kollarımızı ve atlıyorduk paraşütle.
Hiç uyanmak istemediğimiz bir rüya gibiydi mavi deniz, yeşil yamaçlar ve bembeyaz kumlarıyla bizi bekleyen sahil.
Ölüdeniz'in dinginliğinde dinlenmiş olmanın verdiği huzurla devam ediyorduk maceramıza.

Yollarda verdiğimiz molalarda kavakların altında serinlerken,
Bir yandan da gözlemelere, ayranlara, soğuk karpuzlara doyuyorduk.

Böyleydi işte bu hayal.
Bizi ta Dalamandan tutup Marmaris üzerinden Datça'ya kadar götürüyordu.
Doyum olur muydu hiç yeşile maviye ruhumuzu ısıtan güneşe.
Eklenmeliydi buna beyaz badanalı düz tavanlı evler.
ve ekleniyordu
Geçiyorduk tahtasının her yanına buram buram tuz kokusu işlemiş tekneyle Gökova körfezinden.
Yine açıyorduk kollarımızı - Egenin mavi suları kucakla bizi dercesine.
İşliyorduk doğanın bize armağan ettiği her güzel manzarayı zihnimize.
Derin derin işliyorduk.
O da ne ışıltılı bir liman, bir kule mi görünmüştü karşı tarafta.
Evet evet.
Herkesin çılgın olarak bildiği halbuki o kendi sessizliğini içinde saklayan Bodrum limanı selamlamıştı bizi.
Vardığımız son nokta değildi bu.
Mavinin her tonuyla kucaklaştığımız bir hayaldi.
Dizelere döktüğüm.
Görmeye sarmaya doyamadığım Akdeniz Ege arasında gidip gelen bir yüreğin hayaliydi bu bir çırpıda silinen ve şimdi yine yeniden ve her zaman var olan bir hayal.
Hiç bitmeyecek olan bir hayal.
Çok istersem gerçek olur belki.
Çok istiyorum!








26 Şubat 2009

Mevsimler gibi...


Bazılarınızın bu blog'dan haberi vardır. Bir de haberi olmayanlar ve astroloji'yi merak edenler için buyrun gezin görün merakınızı giderin derim.

Mevsimler Gibi'nin sahibi çoğumuzun tanıdığı nam-ı diğer Çilekli Süt. Kendisi falcı büyücü medyum falan değildir. Bildiğimiz Çilekli Süt'tür işte:-) yaptığı şey analizlerdir öyle gelmişine geçmişine falan bakmaz=)

Kendisi bu blogu Astroloji Burçlar, gezegenler, Sinastri (Burç/Aşk/İlişki uyumu) ve doğum haritası analizleri üzerine farklı bir blog diye tanımlamış.

Astrolojiye merakım hep olmuştur ama bildiğim tek şey burcumun Akrep yükselenimin İkizler olması bundan öteye geçemedi bildiğim. Yükselen burcu nedir, sinastri nedir merak ediyorsanız şöyle alayım sizi.

Doğum haritasından bir örnek:


Çilekli Süt'üm affına sığınarak bu analizi google'den arakladım.
çok afedersin=)

25 Şubat 2009

Turkuaz sevdam Fossil'le depreşti

Ben bu rengi küçüklüğümden beri severim
İlk mürekkep kalemim turkazdı...

Bunları görünce daha çok sevdim sanki!!!!


Fossil'in takılarını çok beğeniyorum ben!
Her zevke göre birşeyler oluyor!
En sevdiğim yanı ise fiyatlarının uçuk olmaması...



Ben burada kalkın bunlardan alın diye reklam yapmıyorum tabiki.
Bazı arkadaşlara takı yapımında ilham kaynağı olabilecek şeyler de var.
Bir bakın görün, ben çok beğendim - ya siz?

24 Şubat 2009

2 duygu yüklü birbirinden farklı belgesel


Geçenlerde bloguma penguen fotoğrafı koyunca arkadaşım bana bu filmi getirdi. Uzun zamandır dikkatimi çekiyordu da bir türlü zaman ayırıp ilgilenmedim. Tabi arkadaşta her türlü film bulunduğundan hemen dvd'yi kaptı geldi.

Yönetmenliğini Luc Jacquet'in üstlendiği 2005 Fransız yapımı bu film, 2006 yılında en iyi belgesel filmi ödülüne layık görülmüş.

Her zaman gördüğümüz belgesellerden çok farklı. Bu sevimli hayvanların yolculuk hikayesi (Türkçe: İmparatorun yolculuğu) anne penguen, baba penguen ve bebek penguenin ağzından anlatılarak farklı bir biçimde sunulmuş seyirciye. Doğanın acımasızlığına göğüs gererken birbirlerine sımsıkı kenetlenen bu hayvanlar örnek olacak cinsten.

Mutluluğu, aşkı, hüzünü ve heyecanı barındırıyor bu film. Bir yandan yürek burksa da diğer taraftan içini ısıtıyor o buzullara inat. Bir çok kişinin izlemiş olabileceğini düşünsem de arada benim gibi fırsat bulup izleyemeyenlere tavsiye ederim.


Bu filme gelince, arkadaşım bunu diğerinin yanında getirmiş ve bu da izlemeye değer ilginç bir belgesel (Türkçe: Ağlayan devenin öyküsü). Benim bu filmden hiç haberim olmamıştı bugüne kadar ve iyiki de izlemişim diyorum şimdi.

Film 2003 yılında aslen Moğol olan Byambasuren Davaa ve italyan yönetmen Luigi Falorni ile birlikte çekilmiş. Moğol-Alman yapımı bu film 2005 yılında bir çok ödülün yanında en iyi belgesel ödülünü de almış. Yaşanan öykü gerçek ve Moğolistan'ın Gobi çölünde kaydedilmiş.

Çölün ortasında yaşayan göçebe bir ailenin yaşantısını ele alan bu hikaye aslında zor şartlarda doğurduğu yavrusunu kabul etmeyen bir devenin gözyaşlarını anlatır. Film çok ağır ilerlemesine rağmen sonunda ne olacağı merakıyla sarıp sarmalar insanı. Bu sevimli ailenin tek çabası deveye yavrusunu kabul ettirmek olur ve bunu son çare olarak yüreğin taa derinliklerine kadar işleyen hisli bir türküyle yapmaya çalışırlar...

23 Şubat 2009

Tek hece


Var mı beni içinizde tanıyan
Yaşanmadan çözülmeyen sır benim
Kalmasa da şöhretimi duymayan
Kimliğimi tarif etmek zor benim

Kimsesizim; hısmım da yok hasmım da
Görünmezim; cismim de yok resmim de
Dil üzmezim; tek hece var ismimde
Barınağım gönül denen yer benim

Bülbül benim lisanımla ötüştü
Bir gül için can evinden tutuştu
Yüreğine toroslardan çığ düştü
Yangınımı söndürmedi kar benim

Niceler sultandı kraldı şahtı
Benimle değişti talihi bahtı
Yerle bir eyledim taç ile tahtı
Akıl almaz hünerlerim var benim

Kamil iken cahil ettim alimi
Vahşi iken yahşi ettim zalimi
Yavuz iken zebun ettim Selimi
Her oyunu bozan gizli zor benim

İlahimle Mevlana'yı döndürdüm
Yunusumla öfkeleri dindirdim
Günahımla çok ocaklar söndürdüm
Mevla'danım hayır benim şer benim

Sebep bazı Leyla bazı Şirin'di
Hatırım için yüce dağlar delindi
Bilek gücüm Ferhat ile bilindi
Kuvvet benim, kudret benim fer benim

Yeryüzünde ben ürettim veremi
Lokman hekim bulamadı çaremi
Aslı için kül eyledim Keremi
İbrahim'in atıldığı kor benim

Benim adım AŞK...


Orhan Gencebay
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...