7 Kasım 2008

Artık türkçe karakterli

Bloguma bugünden itibaren türkçe alfabemizin güzel harfleriyle yazıcam, yazmaya çalışıcam. Çok zor oluyor emek istiyor vallahi, ama başarıcam! Geç bile kaldım aslında, niye daha önce aklıma gelmediyse. Üşendim heralde. İsviçre'de doğmuş büyümüş, eğitimini almış, yaşayan biri olarak, anadilimi elimden geldiği kadar düzgün kullanma çabalarındayım, aynı çabayı blogum için de göstermek istiyorum. En azından türkçe karakterlerle yazabilirim dimi? Buna alışmam inşallah uzun sürmez. Yıllarca yer değiştirmeden duran harflerin yerleri değişiverdi. On parmak sistemiyle tıkır tıkır yazarken klavyeyle ilk kez tanışmış gibi oldum. Türkçe harfleri minik kağıt parçalarına yazarak iş yerimdeki klavyeme yapıştırdım:

Z'nin yerine Y geldi
Y'nin yerine Z geldi
İ'nin yerine I geldi
Ü => Ğ
! => Ü
Ö => Ş
, => Ö
. => Ç
- => .
Ctrl + Alt + Q => @

ve bir kaç tuş daha...

Birşeyi 5 dakikada yazıyorduysam, şimdi 15 dakikada yazıyorum. Ama olsun, ı'nın, ş'nin, ğ'nin gelmesi çok iyi oldu. Hani mesela sıkıldım kelimesini yazmak çok utanç verici oluyordu benim için. O kelimeyi sık kullanmamak için çok uğraştım:-)))

Neyse kısa keseyim: güzel TÜRKÇEM hoŞgeldin!!!!

(kategori kısmındaki harfleri de değiştirmeliyim)

5 Kasım 2008

North & South



Kisin çogumuz için film zamani demektir. Disarida hava buz keserken en güzeli evde kalmak, sicak içeceklerimizi hazirlayip koltuga gömülmek olur.
Bir kaç hafta önce Askim bu dvd'yi kiralamis. Bu da ne böyle, ne oyuncular tanidik, ne hikaye, dedim. Izleyenler olumlu yorumlarda bulunmus, bakalim bizim yorumumuz ne olacak diyerek izledik filmi.
Hikayesi Elizabeth Glaskell'in 1855 yilinda yazdigi North & South romanindan alinan bu film 2004'te BBC tarafindan çekilmis. Yilin sonlarina dogru BBC One kanalinda dört bölümden olusan televizyon filmi olarak yayinlanmis. Toplam 3 buçuk neredeyse 4 saat falan sürüyor. Üç buçuk saat duygu yüklü zaman dilimi. Konu 1850 li yillarda geçiyor. Margaret (esas kiz - Daniela Denby-Ashe) ingilterenin güneyinde ailesiyle birlikte küçük bir kasabada yasayan genç kiz. Babasi kasabada papazlik yapar ve kasaba halkinin dini inançlari çelismeye baslayinca kuzeye, endüstri'nin devrim yasadigi Milton sehrine ailesini de yanina alip özel ögretmenlik yapmaya gider. Margaret sehir hayatinin korkunç sahnelerine sahit olur. Fabrikatörler ve isçiler arasindaki uçurumlar onu derinden sarsar ve köyden gelmesine ragmen açik yürekli davranip kisa süre içerisinde çevre edinmeyi, güzel dostluklar kurmayi basarir. Ayni zamanda karizmatik fabrikatör John Thornton (esas oglan - Richard Armitage) ve isçilerin arasinda ilginç bir köprü olusturur. Isçiler isyan dolu, açlik sinirinda yasam savasi verirken, fabrikatörler bütçeyi nasil kurtarabileceklerinin derdindedirler. Hüzün, sevinç, ask, aile sevgisi, insan sevgisi ve siki dostluklar konusuyor bu filmde. Öyle sulu ask filmlerinden degil bu. Yürege fena halde dokunuyor, derin izler birakiyor. Türkiye'de varmi bilmiyorum ama arastirip bulmaya deger bir film. Belki de kitapi vardir, ben okumadim ama bulursam kitabini da okumayi istiyorum.

Keyifli bir kitap

Su günlerde kitap okumaya pek vakit ayiramiyorum malesef. En azindan daha önce okudugum kitaplardan birine degineyim dedim. Kitabin arkasindan bir alinti:


"Hadi bakalim Aysegül Hanim, hayirli olsun. Cok istiyordun bosanmayi, al bosaniyorsun iste. Simdi ne yapmayi düsünüyorsun peki? Bütün evleri bedava, isyerlerini kucak acmis kocaman maaslarla seni mi bekliyor saniyordun? Nafaka almak zorundasin çocugunla yasamak istiyorsan. Deniz'in düzeni bozulmamali..."


Arzu Cur'un bu kitabini ben çok sevdim. Kadinlarin iç dünyalarini, sikintilarini yalin bir dille anlatmis. Olaylara espiritüel yaklasimiyla okuyucuya keyifli anlar sunuyor.

Evliyken kendini sadece evine, kocasina ve ogluna adayan Aysegül'ün bosandiktan sonraki hayatina geçis süreci anlatiliyor. Hele içinden konustugu bölümler var ki beni benden almistir. Her bayanin az da olsa kendinden birseyler bulabilecegini düsünüyorum bu kisa kadin hikayesinde.

Bayanlarin akillarindan ara ara neler geçtigine az da olsa isik tutuyor Arzu Cur. Yani sözüm ona kadinlari anlamanin ebedi bir sir oldugunu düsünen beylere tavsiye edebilirim. Bayanlari biraz olsun anlama çabasinda bulunmak istiyorlarsa hani.

Biraz eglenmek, silkelenmek istiyenler varsa güzel bir alternatif diyebilirim. En üzüldügüm sey ise hemen bitmesiydi (182 sayfa).

4 Kasım 2008

Carlo Pignatelli beni hayran etti

Bu adamin zarif çizgisine hayranim. Bunlar 2009 gece kiyafeti koleksyonundan seçmeler. Gelinliklerini bilemicem ama eger cillop gibi bir damatlik istiyorsaniz Carlo Pignatelli derim, baska da birsey demem. Buyrun gerisini resimler anlatsin.













Resimler Carlo Pignatelli Web sitesine ait

3 Kasım 2008

Bu renklere hastayim

En sevdigim renkler lila, pembe, mor, eflatun... Dior bu kis bana hitap ediyor! Ne geregi vardi canim bunca zahmete;-) Siyah modanin zaten vazgeçilmezi ve dördüncü resimdeki kahve tonu da pek bir trend bu aralar. Bak bak kudur!! Bu kadar güzel olunmazki canim aaa!!!!








Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...